Bazı insanların ardından cümle kurmak çok zordur.
Çünkü kelimeler, yürekte açılan boşluğun büyüklüğünü anlatmaya yetmez.
Bugün kalemim elimde titriyor. Ne yazacağımı biliyorum ama nasıl yazacağımı bilmiyorum. Çünkü bu kez bir haber yazmıyorum. Bu kez satırlara bir dostu, bir ağabeyi, bir yol arkadaşını uğurluyorum.
2008 yılından bu yana tanıdığım İsmail Akkaya…
Tam on yedi yıl…
Aynı sofrada ekmeğimizi bölüştük. Aynı masada saatlerce memleket meselelerini konuştuk. Bazen birlikte güldük, bazen aynı acıya birlikte sessiz kaldık. Hayatın yükünü omuz omuza taşımaya çalıştık.
Gazetecilik hayatım boyunca yüzlerce haberini yaptım.
Adıyaman Gerger Dernekler Federasyonu Genel Başkan Vekili olarak verdiği mücadeleyi de yazdım, Cumhuriyet Halk Partisi Sultangazi Belediye Meclis Üyesi olarak halk için attığı adımları da…
Ama bugün...
Hayatımın en zor haberini yazıyorum.
Çünkü bu kez başlığın altında sen varsın.
Ve bu haberin sonunda "geri döndü" diye bir cümle olmayacak.
Biz hiç birbirimizi kırmadık.
Bir kez olsun gönlümüze diken batırmadık. Kusurlarımız olduysa dostluğumuz onları örttü. Hatalarımız olduysa sevgimiz onları affetti. Aramızdaki bağ hiçbir zaman çıkar üzerine kurulmadı. Menfaatin olmadığı yerde gerçek dostluk vardı.
Belki de bu yüzden dostluğumuz yıllara meydan okudu.
İnsan ömründe böyle insanlar çok az çıkar karşısına.
Güvenebileceğin…
Gece yarısı kapısını çalabileceğin…
Derdini anlatırken cümlelerini tamamlamana gerek kalmadan seni anlayan insanlar…
Sen öyle biriydin İsmail.
Şimdi dönüp o eski günlere bakıyorum.
Birlikte içtiğimiz çayların buharı hâlâ gözümün önünde.
Bir sofranın etrafında edilen sohbetler…
Paylaşılan umutlar…
Yarınlara dair kurulan hayaller…
Meğer hepsi birer hatıraya dönüşmek için yaşanmış.
Hiç düşünmemiştim senden önce seni yazacağımı.
Hiç düşünmemiştim adının başına "merhum" kelimesini eklemek zorunda kalacağımı.
İnsan bazen ölümü kabullenemiyor.
Telefon rehberindeki ismin duruyor.
Eski mesajların duruyor.
Fotoğraflarda gülümsüyorsun.
Ama bir daha telefon açmayacaksın.
Bir daha "Gel bir çay içelim." demeyeceksin.
Bir daha omzumuza elini koyup "Üzülme, bu da geçer." diye teselli etmeyeceksin.
İşte insanı en çok yakan da bu oluyor.
Yokluğun…
Sessizliğin…
Bir daha hiç gelmeyecek oluşun…
Gidişin çok erken oldu.
Daha söyleyecek sözlerimiz vardı.
Birlikte gideceğimiz yollar vardı.
Yarım kalan sohbetlerimiz vardı.
Biz sana doyamadan gittin.
Şimdi kimi arayacağız?
Şimdi içimizi kime dökeceğiz?
Kim bizi aynı içtenlikle dinleyecek?
Kim "Ben buradayım." diyecek?
Sen gidince sadece bir insanı kaybetmedik.
Bir dostu…
Bir ağabeyi…
Bir sırdaşı…
Bir gönül adamını kaybettik.
İnsan bazen kalabalıkların içinde bile kendini yetim hisseder.
İşte bugün tam da öyle hissediyorum.
Sanki omuzumuzdaki dağ çekilip gitmiş de yerinde kocaman bir boşluk bırakmış.
Yetim gibiyiz…
Öksüz gibiyiz…
Eksik gibiyiz…
Ama inanıyorum ki güzel insanlar sadece bu dünyadan göçer.
Onların bıraktığı izler silinmez.
Gönüllerde kurdukları taht yıkılmaz.
İyilikleri unutulmaz.
Duaları eksik olmaz.
Sen de geride sadece bir isim bırakmadın İsmail Akkaya…
Arkana onlarca dost…
Yüzlerce hatıra…
Binlerce dua bıraktın.
Bugün seni toprağa emanet ediyoruz.
Ama seni hatıralarımızdan, dualarımızdan ve yüreğimizden hiçbir zaman uğurlamayacağız.
Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Kabri nur, menzili cennet olsun.
Geride bıraktığın ailene, sevenlerine ve tüm dostlarına sabır versin.
Hoşça kal güzel dost…
Bir gün yeniden buluşacağımız ümidiyle…
Elveda demiyorum.
Çünkü inanıyorum ki güzel insanlar ölmez.
Sadece gözden kaybolurlar.
Ve bir ömür boyunca, onları sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam ederler.