Acımızı Kime Dökelim? Bir Gazetecinin Ardından Sessizliğe Yazılan Ağıt
Okunma: 62
Genel 28 Temmuz 2026
01:01
A
a
Bazı ölümler vardır; yalnızca bir insanı toprağa vermezsiniz. Bir sesi, bir tebessümü, yarım kalmış cümleleri, kurulmamış hayalleri ve dokunmaya kıyamadığınız hatıraları da uğurlarsınız. İşte bugün, "Oscar Melih" adıyla tanınan gazeteci İbrahim Halil Uçar'ı uğurlarken yaşadığımız tam da budur.
Kelimeler yetersiz…
Gazetecilik mesleği bize acıları yazmayı, gözyaşlarını satırlara dökmeyi öğretti. Nice vedaları haber yaptık, nice hayat hikâyelerini kaleme aldık. Fakat bugün, klavyenin başında parmaklarımız titriyor. Çünkü bu kez yazdığımız bir haber değil; içimize çöken tarifsiz bir boşluğun, derin bir kardeş acısının hikâyesidir.
İbrahim Halil Uçar aramızdan çok erken ayrıldı.
Geride yalnızca ismini değil, dostluğunu, samimiyetini ve insanlığını bıraktı. Onu tanıyan herkes bilir ki; bazen bir tebessüm, bazen bir selam, bazen de sessiz bir omuz veriş bile insanın hayatında iz bırakmaya yeter. O, işte böyle bir insandı. Gösterişten uzak, kalbi zengin, yüreği merhamet dolu bir dosttu.
Bugün binlerce insan onun ardından gözyaşı döküyor.
Çünkü insanı büyük yapan makamı değil, arkasında bıraktığı dualardır. Ve bugün edilen her dua, dökülen her gözyaşı onun gönüllerde nasıl bir yer edindiğinin en açık göstergesidir.
Fakat bu acının içinde bizi en çok yaralayan şey, vicdanlarımızın sessizce sorduğu o sorudur:
"Acaba daha fazlasını yapabilir miydik?"
Belki bir telefon…
Belki bir kapı çalmak…
Belki hâlini hatırını sormak…
Belki sadece "Nasılsın?" diyebilmek…
Bazen bir insanın en büyük ihtiyacı ekmek değil, kendisini unutmayan bir yürektir. En ağır yalnızlık, kalabalıkların içinde fark edilmemektir. Bugün hepimiz bunun muhasebesini yapmak zorundayız.
Bu yazı bir suçlama değildir.
Ama vicdanı olan herkes bilir ki; yalnız yaşayan, sessizce hayata tutunmaya çalışan, derdini içine gömen insanların omzuna dokunmayı ihmal ettiğimiz her gün, aslında insanlığımızdan biraz daha eksiliyoruz.
Belki de İbrahim Halil Uçar'ın ardından konuşmamız gereken en önemli mesele budur.
Hayatın telaşı içinde birbirimizi kaybetmemek…
Bir dostun eksikliğini, mezarının başında değil; yaşarken hissedebilmek…
Çünkü insanlar öldüğünde değil, unutulduğunda gerçekten kaybolurlar.
Bugün biz onu toprağa değil, yüreğimizin en kıymetli yerine emanet ediyoruz.
Gazetecilik camiası bir meslektaşını kaybetti.
Dostları bir kardeşini kaybetti.
Sevenleri ise tarifsiz bir boşluğa mahkûm oldu.
Ama inanıyoruz ki güzel insanlar, arkalarında bıraktıkları iyiliklerle yaşamaya devam ederler.
Sevgili İbrahim Halil Uçar…
Belki artık aramızda değilsin ama adın, dostluğun ve bıraktığın izler uzun yıllar hafızalarımızda yaşamaya devam edecek.
Mekânın cennet, makamın âli olsun.
Rabbim seni sonsuz rahmetiyle kuşatsın, günahlarını affetsin, ailene, sevenlerine ve basın camiasına sabır versin.
Biz ise bugün, gözyaşlarımızı nereye akıtacağımızı gerçekten bilmiyoruz.