SİNYALLERİN SAVAŞI TEKNİK İSTİHBARATIN KÜRESEL TARİHİ YÖNTEMLERİ VE TÜRKİYE'NİN DÖNÜŞÜMÜ

Okunma: 56950
Sultangazi 11 Mayıs 2026 21:12
Videoyu Aç SİNYALLERİN SAVAŞI TEKNİK İSTİHBARATIN KÜRESEL TARİHİ YÖNTEMLERİ VE TÜRKİYE'NİN DÖNÜŞÜMÜ
A
a

Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, İstanbul 2. Bölge 29. Dönem Bağımsız Milletvekili Adayı Murat Köprücü ile teknik istihbaratın tarihsel gelişimini, yöntemlerini, önemli olaylardaki rolünü ve Türkiye'nin bu alandaki dönüşümünü konuştu.

 
Haydar Sürgeç: Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bugün teknik istihbaratın dünyasına kapsamlı bir yolculuk yapacağız. Sinyal istihbaratı nedir, nasıl doğmuştur ve tarihin akışını değiştiren hangi olaylarda kritik rol oynamıştır? Türkiye'nin bu alandaki tarihsel süreci ve son dönemdeki dönüşümü de merak konusu. Öncelikle sinyal istihbaratının tanımıyla başlayalım.
Murat Köprücü: Haydar Bey, sinyal istihbaratı, yani SIGINT (Signals Intelligence), düşman veya hedef alınan kişi ya da kurumların yaydığı sinyallerin yakalanması, analiz edilmesi ve buradan anlamlı istihbarat üretilmesi sanatıdır . Teknik istihbaratın en eski ve en stratejik dallarından biridir. Temelde üç ana kola ayrılır:
Haberleşme İstihbaratı (COMINT - Communications Intelligence) , insanlar arasındaki konuşmaların, yazışmaların veya veri transferlerinin dinlenmesi ve çözülmesidir. Elektronik İstihbarat (ELINT - Electronic Intelligence) , radar sinyalleri gibi doğrudan haberleşme amacı taşımayan elektronik yayınların analiz edilmesidir. Yabancı Sinyaller İstihbaratı (FISINT - Foreign Instrumentation Signals Intelligence) , telemetri ve uzaktan komuta sistemlerinden elde edilen sinyallerin analizidir.
Günümüzde bu tanım çok daha genişledi. Artık sadece radyo dalgaları değil, internet üzerinden yapılan iletişimler, sosyal medya etkileşimleri, cep telefonları, hatta akıllı ev cihazları bile SIGINT'in hedefleri arasında yer alıyor . Elektronik harp ise bunun bir adım ötesine geçiyor: Sinyalleri sadece dinlemek değil, karıştırmak, köreltmek, aldatmak ve düşman sistemlerini etkisiz hale getirmek anlamına geliyor .
Haydar Sürgeç: Bu yöntemlerin tarihsel kökenleri nereye dayanıyor? Modern anlamda sinyal istihbaratı ne zaman başladı?
Murat Köprücü: Modern anlamda sinyal istihbaratının doğuşu, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı'na dayanır. İngiliz gemisi HMS Diana'nın Süveyş Kanalı'nda Rus donanmasının telsiz sinyallerini ilk kez başarıyla yakalaması, bir dönüm noktasıdır. Ancak I. Dünya Savaşı, bu tekniğin gerçek anlamda olgunlaştığı dönem olmuştur.
Almanların kullandığı ADFGVX şifresinin Fransız istihbaratı Georges Painvin tarafından kırılması, Alman taarruzunu önceden haber vererek savaşın seyrini değiştirmiştir. Aynı dönemde İngilizlerin kurduğu ünlü "Room 40", denizaltıların yerini tespit etmek için yön bulma (direction finding) teknolojisini kullanmış ve Zimmermann Telgrafı'nın kırılmasıyla ABD'nin savaşa girmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde ayrıca "trafik analizi" kavramı doğmuştur: kimin, kiminle, ne sıklıkta iletişim kurduğu, içerik çözülmese bile stratejik istihbarat sağlıyordu.
Haydar Sürgeç: II. Dünya Savaşı ise bu alanda adeta bir devrim niteliğinde. "Ultra" sırrı nedir ve neden bu kadar önemlidir?
Murat Köprücü: II. Dünya Savaşı, sinyal istihbaratının zaferin kaderini belirlediği dönemdir. İngilizlerin Bletchley Park'ta yürüttüğü "Ultra" operasyonu, Almanların "kırılmaz" sanılan Enigma şifreleme makinesini deşifre etmiştir. Kod kırıcıların başarısı sayesinde Müttefikler, Alman denizaltılarının yerini tespit edip Atlantik Savaşı'nı kazanmış; Kuzey Afrika Çöl Savaşı'nda Rommel'in hareketlerini önceden öğrenmiştir.
Dönemin komutanları, Ultra olmasaydı savaşın iki yıl daha uzayabileceğini ve belki de sonucun değişebileceğini itiraf etmiştir. Bu dönem aynı zamanda trafik analizinin stratejik öneminin tam olarak anlaşıldığı dönemdir. Almanların iletişim trafiğindeki artış, bir saldırının habercisi olarak yorumlanabiliyordu.
Haydar Sürgeç: Soğuk Savaş döneminde bu alan nasıl kurumsallaştı ve hangi teknolojik sıçramalar yaşandı?
Murat Köprücü: Soğuk Savaş, sinyal istihbaratını devletlerin en gizli ve en iyi finanse edilen kurumları haline getirmiştir. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve İngiliz GCHQ gibi dev yapılar, küresel dinleme ağları kurdular . Bu dönemde:
Uydu istihbaratı (SATINT) devreye girdi. ABD'nin CORONA programı, uzaydan fotoğraf çekebilen ilk casus uyduydu. Film kapsülleri atmosfere geri gönderilip havada yakalanıyordu. Bu teknoloji, Sovyetler Birliği'nin füze yerleşimlerinin tespit edilmesini sağladı.
Okyanus diplerindeki kabloların dinlenmesi (Operation Ivy Bells) Soğuk Savaş'ın en cesur operasyonlarından biriydi. ABD denizaltıları, Sovyetlerin Pasifik Okyanusu'ndaki denizaltı iletişim kablolarına fiziksel olarak yerleştirilen dinleme cihazlarıyla yıllarca gizli iletişimi kaydetti.
Haydar Sürgeç: Modern çağdaki en çarpıcı örneklerden biri, Usame bin Ladin operasyonudur. Sinyal istihbaratı bu operasyonda nasıl kullanıldı?
Murat Köprücü: Bin Ladin'in bulunması operasyonu, sinyal istihbaratının terörle mücadeledeki hayati rolünü gösteren en iyi örnektir. NSA tarafından yürütülen yoğun sinyal istihbaratı çalışmaları, Bin Ladin'in kuryesi olarak bilinen bir şahsın iletişiminin izlenmesine ve bu izleme sonucunda Pakistan'ın Abbottabad kentindeki gizli kompleksin tespit edilmesine olanak sağladı.
Kuryenin kendisi son derece dikkatliydi, cep telefonu bile kullanmıyordu. Ancak dolaylı bağlantıları, ailesiyle yaptığı görüşmeler, kullandığı araçlar ve hareket düzenindeki anormallikler, NSA analistlerinin dikkatini çekti. Trafik analizi, şifreli olmayan "metadata" verileri, sonunda operasyonun gerçekleştirilmesine yol açtı. Bu operasyon, sadece sinyal istihbaratının değil, "fusion intelligence" yani farklı istihbarat disiplinlerinin birleştirilmesinin de önemini göstermiştir .
Haydar Sürgeç: Peki ya son dönemde yaşanan ve dünyada ses getiren "Çağrı Cihazı Operasyonu"? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Murat Köprücü: 2024 yılında Hizbullah'a karşı gerçekleştirilen operasyon, elektronik harbin geldiği noktayı gösteren en çarpıcı örnektir. İsrail istihbaratı Mossad'ın, Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazları (pager) ve telsizleri hedef aldığı bu operasyonda, Tayvan menşeli cihazların sahte versiyonları üretildi. İsrailli istihbarat servisleri, üretim aşamasında cihazların içerisine patlayıcılar yerleştirdi ve bu patlayıcıları tetiklemek için cihazlara özel bir düzenek kurdu .
Radyo frekansla çalışan bu cihazlara yoğun sinyaller iletmek suretiyle patlayıcılar tetiklendi. Bu olay, elektronik harp yoluyla kinetik hasara ve insan kayıplarına yol açılabileceğini göstermesi açısından tarihi bir öneme sahiptir . Elektronik savaşın sadece sinyal bozma ya da dinleme gibi operasyonlardan ibaret olmadığını, doğrudan fiziksel tahribat yaratabilecek aktif bir saldırı unsuru haline geldiğini göstermektedir.
Aynı zamanda bu operasyon, siber müdahale ve elektronik harbin nasıl iç içe geçtiğini de gösteriyor. Cihazlara üretim aşamasında yazılımla müdahale edilmiş olması, tedarik zinciri güvenliğinin neden kritik olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır .
Haydar Sürgeç: Şimdi Türkiye'ye gelelim. Türk istihbaratının tarihsel gelişimini ve teknik istihbaratın bu süreçteki yerini anlatır mısınız?
Murat Köprücü: Türkler için istihbarat faaliyetlerinin Orta Asya'da Çinliler ile yapılan mücadeleler döneminde başladığı söylenebilir. Kağan ve Han'lara bağlı "Çaşıt" veya "Çaşut" adı verilen istihbarat görevlileri, özellikle Çin ve Çin ordusu hakkında bilgi toplamış, Türk sarayındaki Çin kökenli eşlerin istihbarat faaliyetlerine karşı karşı istihbarat çalışması yapmışlardır .
Osmanlı döneminde ilk istihbarat kayıtları devletin kurulmasıyla başlar. Osman Gazi ve Orhan Gazi döneminde "martolos" adlı yabancı kökenli askeri gruplar istihbarat amaçlı kullanılmıştır. Ancak asıl kurumsal yapılanma, 19. yüzyılın sonlarında artan yabancı casusluk faaliyetleri nedeniyle II. Abdülhamid tarafından kurulan Yıldız İstihbarat Teşkilatı ile olmuştur. Bu kurum doğrudan padişaha bağlıydı .
Daha sonra İttihat ve Terakkiciler, Enver Paşa'nın öncülüğünde 1913'te Teşkilat-ı Mahsusa'yı kurdular. Bu, devlete organik olarak bağlı, gizlilik prensibi içinde olsa da resmi bir istihbarat teşkilatıydı. Özellikle Trakya, Kafkasya ve Yakın Doğu bölgesinde aktif çalışmalar yürüttü .
Haydar Sürgeç: Cumhuriyet döneminde bu yapı nasıl evrildi ve sinyal istihbaratı ne zaman kurumsal bir hal aldı?
Murat Köprücü: Cumhuriyetin ilanından sonra, modern bir devletin gerekliliği olan modern kurumlar kurulmaya başlandı. Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle Mareşal Fevzi Çakmak tarafından Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti bünyesinde bir İstihbarat Dairesi kuruldu. Bu daire daha sonra Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (MEH/MAH) 'ne dönüştürüldü ve 6 Ocak 1927'de resmen hizmete başladı. Kuruluşunda İstihbarat, Müdafaa, Propaganda ve Teknik Destek adlı 4 şubeyle faaliyet gösterdi .
Bu dönemde MAH, yalnızca haber toplama değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve ittifaklar bağlamında da kritik roller üstlendi. Örneğin, 1946'dan itibaren MAH, Sovyet ajanı olduğu düşünülen kişilerle ilgili raporlarını Amerikan tarafıyla paylaşmaya başlamış, ABD istihbaratı da bu raporların kopyalanmasıyla ilgilenen personelin maaşlarını karşılamak üzere MAH'a her ay 250 dolar ödeme yapmıştır .
Haydar Sürgeç: İddialara göre bu dönemde MAH'ın bazı birimleri doğrudan yabancı istihbaratlardan maaş alıyordu. Bu doğru mu?
Murat Köprücü: Ne yazık ki evet. 1956'da dönemin Başbakanı Adnan Menderes, teşkilatla ilgili sıkıntıların arttığını düşünerek Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur'dan MAH hakkında bir rapor hazırlamasını istemiştir. Korur'un raporu, MAH bünyesindeki bazı birimlerin doğrudan Amerikalılardan, İngilizlerden, Fransızlardan ve İtalyanlardan düzenli ödeme aldığını ortaya koymuştur. Tespitlere göre Amerikalılar ayda 100 bin, İngilizler 30 bin, Fransızlar 7-8 bin ve İtalyanlar 4 bin lira ödeme yapmışlardır
Menderes, ABD ile yakın ilişkileri bozmadan teşkilatta düzenlemeler yapmak istemiş ve MAH Başkanlığı'na Hüseyin Avni Göktürk'ü atamıştır. Ancak Göktürk döneminde de Amerika ile ilişkiler Menderes'in beklentileri doğrultusunda tam olarak şekillenmemiştir; zira MAH kaynak bakımından yetersiz bir dönemden geçtiği için eğitim faaliyetleri Amerikalılar tarafından yürütülmüştür .
Haydar Sürgeç: Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin sinyal istihbaratındaki rolü neydi? Özellikle U-2 uçakları konusunu duymuştum.
Murat Köprücü: Soğuk Savaş boyunca Türkiye, özellikle coğrafi konumu nedeniyle sinyal istihbaratı faaliyetlerinde kritik bir rol oynamıştır. CIA'in 1954'te başlattığı U-2 casus uçağı programında İncirlik Üssü önemli bir merkez olmuştur. Bu uçaklar, Sovyetler Birliği'nin derinliklerine kadar uçup yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çekiyor ve sinyal istihbaratı topluyordu .
Ancak 1 Mayıs 1960'ta Sovyetler, Francis Gary Powers'ın kullandığı bir U-2 uçağını düşürünce büyük bir kriz yaşanmıştır. Bu olay, Türkiye'yi hem güvenlik hem de diplomasi açısından zor durumda bırakmıştır. Aynı yılın ilerleyen aylarında (27 Mayıs 1960) gerçekleştirilen askeri darbe ile Adnan Menderes hükümeti devrilmiş, Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiştir. Bu gelişme, Türkiye'nin istihbarat politikalarını daha çok iç siyasete odaklı belirlemesine yol açmıştır .
Haydar Sürgeç: Peki bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) nasıl kuruldu ve teknik istihbarat kapasitesi ne durumda?
Murat Köprücü: Darbe sonrası Milli Birlik Komitesi, MAH'ı tasfiye ederek yeniden yapılandırma sürecine girmiştir. 1965 yılında 644 sayılı Kanun kabul edilmiş ve 22 Temmuz 1965'te Başbakanlığa bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kurulmuştur. CIA'ye benzer şekilde tasarlansa da MİT, hem iç hem de dış istihbaratı yürütmekle görevlendirilmiştir .
Teknik istihbarat kapasitesi açısından, son yıllarda Türkiye önemli bir sıçrama yapmıştır. Uzmanlara göre Türkiye, elektronik harp ve sinyal istihbarat alanında dünyanın en iyi 10 ülkesinden biridir . ASELSAN KORAL gibi kara konuşlu elektronik harp sistemleri, ANKA İHA'nın özel istihbarat versiyonları ve Marlin gibi insansız deniz araçları bu kabiliyetin somut örnekleridir.
Özellikle ANKA-I versiyonu, sahip olduğu elektronik harp yeteneğiyle öne çıkmakta ve şu anda MİT emrinde uçmaktadır. Marlin ise elektronik harp yeteneğine sahip dünyadaki ilk insansız deniz aracı olma özelliğini taşımaktadır .
Haydar Sürgeç: Peki günümüzde Türkiye'ye yönelik teknik istihbarat tehditleri nelerdir? Yakın zamanda yaşanan "Hayalet Sinyal Ağı" operasyonundan bahseder misiniz?
Murat Köprücü: 2025 yılında MİT'in gerçekleştirdiği bir operasyon, Türkiye'nin ne tür tehditlerle karşı karşıya olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir. Milli İstihbarat Teşkilatı, Türkiye'de Çin gizli servisine bağlı olarak faaliyet gösterdiği öne sürülen 7 kişilik bir casusluk şebekesini deşifre etmiştir. Şebekenin, Türkiye genelinde kamu görevlileri ile ülkedeki Uygur Türklerini teknik takibe aldığı belirlenmiştir .
Operasyonun detayları gerçekten şok edici. Casuslukta kullanılan cihazlar, dikkat çekmemek için dört farklı kurye tarafından parça parça Türkiye'ye getirilmiştir. Şüphelilerin, İstanbul, İzmir, Manisa, Balıkesir ve Bursa'da "hayalet baz istasyonları" (mobil IMSI catcher) kurduğu, hedef şahıslara 50 metreye kadar yaklaştıklarında bütün mesaj, konum ve sinyal verilerini ele geçirdikleri saptanmıştır .
Haydar Sürgeç: "Hayalet baz istasyonu" nedir? Nasıl çalışır?
Murat Köprücü: Hayalet baz istasyonu, aslında mobil bir IMSI Catcher'dır. Yani sahte bir baz istasyonu. Cep telefonları, en güçlü sinyale bağlanmak zorundadır. Bu cihazlar, kendilerini en güçlü sinyali sunan kaynak gibi göstererek telefonları kandırır. Telefon bu "hayaleti" gerçek zanneder ve tüm veriler akmaya başlar: konum, mesajlar, aramalar, metadata .
Bu operasyonun en tehlikeli yönü, sadece Uygur diasporasını değil, aynı zamanda bürokratlar, savunma sektörü çalışanları ve akademik-askeri personelin de hedef alınmasıydı. Bu, Çin'in klasik diaspora istihbarat stratejisinden çok daha agresif bir aşamaya geçişini göstermektedir .
İstihbarat Uzmanının belirttiği gibi, bu olay sıradan bir yakalama haberi gibi görülmemelidir. Asıl sorulması gereken sorular şunlardır: Hayalet baz cihazları ne zamandan beri Türkiye'de aktifti? Hangi kamu görevlileri pasif hedefti? Hangi veri setleri Çin'e aktarıldı? Çin istihbaratı bu bilgileri hangi "öğrenme sistemleri" içinde işledi?
Haydar Sürgeç: MİT'in son dönemdeki karşı-istihbarat yaklaşımı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Murat Köprücü: 2023-2026 dönemi, MİT'in karşı-istihbarat anlayışında önemli bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Artık mesele, bir casusu yakalamak değildir; asıl mesele, casusluğun hangi mantıkla, hangi ağlar üzerinden ve hangi stratejik hedefe hizmet ederek yürütüldüğünü çözmektir .
 
Bu yeni yaklaşım, reaktif reflekslerden beslenen klasik karşı-istihbarat anlayışının geride bırakılmasıyla başlamıştır. MİT'in benimsediği yaklaşım, tehdit ortaya çıktıktan sonra harekete geçen bir güvenlik refleksi değil; tehdidin doğmasını, yayılmasını ve kök salmasını engellemeye yönelik proaktif bir doktrin niteliği taşımaktadır .
Bu doktrin, bireyleri değil yapıları hedef alır. Tekil aktörler yerine ağları, olaylar yerine örüntüleri, sonuçlar yerine niyetleri merkeze alır. Çünkü modern istihbarat dünyasında tehditler artık tek bir isimde ya da tek bir eylemde somutlaşmaz; küçük, dağınık ve ilk bakışta anlamsız görünen parçaların bir araya gelmesiyle anlam kazanır .
Haydar Sürgeç: Tüm bu anlattıklarınızdan sonra, Türkiye'nin bu tehditlere karşı alması gereken tedbirler nelerdir? Özellikle kritik altyapılar ve kamu kurumları için ne önerirsiniz?
Murat Köprücü: Teknik istihbarata karşı savunma (C-SIGINT), teknik disiplin kadar insan faktörünü de kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım gerektirir. Alınması gereken tedbirleri şu başlıklar altında toplayabilirim:
 
1. Kriptografi ve İletişim Güvenliği
Tarihteki tüm başarısız örnekler (Enigma'nın kırılması gibi) genellikle prosedür hatalarından kaynaklanmıştır. Bu nedenle güçlü şifreleme algoritmalarının yanı sıra, anahtar yönetimi ve kullanıcı eğitimi de en az algoritma kadar önemlidir. Hayalet baz istasyonlarına karşı, kamu personelinin kullandığı cihazlarda IMSI catcher tespit yazılımları zorunlu hale getirilmelidir.
2. Sinyal Disiplini ve Tedarik Zinciri Güvenliği
Düşmana trafik analizi yapma fırsatı vermemek için telsiz iletişimlerinin, özellikle de hareket öncesi trafik yoğunluğunun sıkı bir şekilde kontrol altında tutulması şarttır. Ayrıca, Çağrı Cihazı Operasyonu'nda görüldüğü gibi, kritik kurumlara alınan her türlü elektronik cihazın tedarik zinciri güvenliği sağlanmalı, yurt dışından getirilen cihazlar detaylı teknik incelemeye tabi tutulmalıdır .
3. Fiziksel ve Operasyonel Güvenlik
Sinyal istihbaratı sadece havadan veya uzaydan değil, bazen sinyal kaynağının yakınına yerleştirilen dinleme cihazlarıyla da yapılır. Bu nedenle hassas tesislerin sıkı fiziksel güvenliği, personelin rutin taramaları ve işlem güvenliği (OPSEC) eğitimleri vazgeçilmezdir.
4. Milli Teknoloji ve Siber Egemenlik
Türkiye'nin son yıllarda elektronik harp ve sinyal istihbarat alanında elde ettiği yerli kabiliyetler (KORAL, ANKA-I, Marlin) hayati öneme sahiptir . Bu alandaki yerlilik oranı artırılmalı, kritik haberleşme altyapıları tamamen yerli ve milli sistemlerle korunmalıdır. "Siber egemenlik" kavramı, ulusal egemenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir .
5. Kurumsal Kapasite ve Analitik Olgunluk
MİT'in son dönemde benimsediği proaktif karşı-istihbarat doktrini, doğru yönde atılmış bir adımdır. Ancak bu yaklaşımın sürdürülebilir olması için analitik istihbarat kapasitesinin daha da güçlendirilmesi, farklı kaynaklardan gelen verileri birbiriyle konuşturabilecek "fusion intelligence" sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir .
 
 
 
Haydar Sürgeç: Son olarak, bireyler olarak biz vatandaşlara ne düşüyor? Bu tehditlere karşı nasıl korunabiliriz?
Murat Köprücü: Bireysel olarak alınabilecek önlemler de var. Öncelikle, gereksiz yere konum servislerini açık bırakmamak, bilinmeyen Wi-Fi ağlarına bağlanmamak, iki faktörlü kimlik doğrulama kullanmak temel adımlardır. Kamu görevlileri ve kritik sektörlerde çalışanlar için ise daha sıkı tedbirler şarttır: iş amaçlı kullanılan cihazlarla kişisel cihazların ayrılması, düzenli güvenlik farkındalık eğitimleri, şüpheli sinyal durumlarında yetkililere bildirim yapılması.
Unutmayalım, dijital çağda "iletişim kurmak, aynı zamanda kendini ifşa etmektir". Bilgi güçtür, ancak bilginin ele geçirilmesi aynı zamanda en büyük zafiyettir. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, güvenliğin temelinde hala eğitimli insan ve sıkı prosedürler yatmaktadır.
Haydar Sürgeç: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Teknik istihbaratın bu görünmeyen dünyasını ve Türkiye'nin bu alandaki dönüşümünü bizim için aydınlattınız.
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım, modern savaşlar artık sadece cephelerde değil, sinyallerin, kodların ve verilerin içinde kazanılıyor. Bu savaşta üstün gelmek için, düşmanın her an dinleyebileceğini bilerek iletişim kurmak, ancak onun dinlemesini imkansız hale getirecek teknolojilere sahip olmak gerekiyor. Türkiye, bu alanda son yıllarda önemli mesafeler kat etti, ancak tehditler de her geçen gün daha sofistike hale geliyor. Mücadele devam edec
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat