SESSİZ KABULLENİŞ

Okunma: 67604
Sultangazi 20 Mayıs 2026 12:01
Videoyu Aç SESSİZ KABULLENİŞ
A
a

Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, İstanbul 2. Bölge 29. Dönem Bağımsız Milletvekili Adayı Murat Köprücü ile darbelerin toplumlar üzerindeki yıkıcı etkilerini, ekonomik, hukuksal ve demokratik bedellerini konuştu.

Haydar Sürgeç: Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Darbeler dendiğinde genellikle ilk akla gelen, darbeyi yapanların darbeyi yapıp birkaç yıl yönetip sonra gitmesidir. Oysa biz darbelerin yapıldığı ülkeye verdiği zararlar kadar, o sürece getirilinceye kadar toplumun her kesiminin çektiği sıkıntılardan bahsediyoruz. Üstelik darbeler bazen toplum tarafından "kabullenilmiş" bir hale bile gelebiliyor. Bu konuda birçok ülkeden örneklerle bir analiz yapar mısınız?
 
Murat Köprücü: Haydar Bey, çok önemli bir noktaya parmak bastınız. Darbeler sadece tankların sokaklara indiği, devlet televizyonunun basıldığı anlardan ibaret değildir. Asıl yıkım, o anlardan çok önce başlar ve darbeden çok sonra devam eder. Toplumlar darbeyi kabullenmeye, hatta bazı durumlarda "kurtarıcı" olarak görmeye zorlanır. Bu kabulleniş, uzun süren ekonomik istikrarsızlıklar, hukuksuzluklar, şiddet olayları ve demokratik kurumların işlevsizleşmesi sonucu ortaya çıkar.
 
Türkiye özelinde konuşmak gerekirse, 1960, 1971, 1980 ve 1997 müdahaleleri öncesinde toplumun büyük bir kesiminin "artık bir şeyler yapılmalı" dediğini biliyoruz. 1970'lerin sonunda sağ-sol çatışmalarında yılda 5.000'e yakın insan ölüyor, ekonomi iflasın eşiğine geliyordu. 12 Eylül 1980 darbesi, işte bu ortamda "düzeni sağlama" vaadiyle geldi ve başlangıçta toplumun bir kesimi tarafından desteklendi. Ancak darbenin bedeli, on binlerce tutuklu, yüzlerce idam, işkenceler, kayıplar ve Anayasa'nın 140. maddesine kadar işleyen bir vesayet sistemi oldu.
 
Haydar Sürgeç: Peki darbelerin kaçınılmaz kılındığı bu ortamı yaratan temel etkenler nelerdir? Toplum neden "kaos" ile "darbe" arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyor?
 
Murat Köprücü: Bu, tam da sorunun kalbidir. Darbeler boşlukta olmaz. Onların zemini, uzun süren ekonomik krizler, artan gelir eşitsizliği, sokaklara taşan şiddet, siyasi kutuplaşma ve kurumların işlevsizleşmesi ile hazırlanır. Dünyadan birkaç çarpıcı örnek vermek gerekirse:
 
Şili örneği (1973): Salvador Allende'nin seçilmesiyle başlayan süreç, ekonomik ambargolar, hiperenflasyon, mal yokluğu ve sokak gösterileri ile iyice kızıştı. 11 Eylül 1973'te General Pinochet yönetimindeki ordu yönetime el koyduğunda, toplumun önemli bir kesimi "Allende kaosu bitmeliydi" düşüncesiyle darbeyi meşru gördü.
Oysa Pinochet rejiminin 16 yıllık yönetimi boyunca 200.000'den fazla Şilili sürgüne gönderildi, binlerce siyasi muhalif öldürüldü veya kayboldu, işkenceler sistematik hale geldi. Chicago ekonomistlerinin etkisiyle uygulanan neoliberal politikalar ise ekonomik büyüme getirdi ancak gelir uçurumunu derinleştirdi; 1983 krizinde işsizlik %30'a, yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı %55'e fırladı.
Pinochet'nin görevi bırakmadan dört gün önce çıkardığı eğitim yasası, eğitimi fiyatlandırarak çalışan sınıfın çocuklarının üniversiteye erişimini neredeyse imkânsız hale getirdi. Bu yasalar, demokrasiye dönüldükten sonra bile değiştirilemedi. İşte sizin bahsettiğiniz "uzun vadeli zararlar" tam olarak budur.
 
Tayland örneği: 1932'den bu yana tam 12 kez askeri darbe yaşayan Tayland, dünyanın en fazla darbeye sahne olan ülkelerinden biridir. Tayland'da darbeler, temelde kırsal kesim kökenli siyasi hareketler ile şehirli orta sınıf ve ordu arasındaki derin toplumsal bölünmenin bir sonucudur.
2001'de seçilen Taksin Şinavatra, kırsal kesimin desteğini alarak köylere sağlık, eğitim ve altyapı götürmüş, ancak yolsuzluk iddiaları ve kentli seçkinlerle yaşadığı uyumsuzluk sonucu 2006'da bir darbeyle devrilmiştir.
Ardından gelen süreçte Taksin yanlısı "kırmızı gömlekliler" ile ordu destekli "sarı gömlekliler" arasındaki çatışmalar yıllarca sürmüş, ülke adeta ikiye bölünmüştür. Her yeni darbe, toplumsal yaraları iyileştirmek bir yana, daha da derinleştirmiştir.
 
Haydar Sürgeç: Myanmar örneği de oldukça güncel. 2021 darbesinden sonra orada neler yaşandı?
 
Murat Köprücü: Myanmar, darbelerin acı sonuçlarını en çarpıcı şekilde yaşayan ülkelerden biridir. 1 Şubat 2021'de askeri cunta, seçilmiş hükümeti devirerek yönetime el koydu . Darbeden bu yana geçen sürede ülke adeta bir insanlık dramına sahne oldu.
 
Birleşmiş Milletler verilerine göre, 3,6 milyondan fazla insan yerinden edildi, yaklaşık 22 milyon kişi insani yardıma muhtaç durumda. Askeri operasyonlar nedeniyle 2024 yılı, darbeden bu yana en fazla sivilin öldüğü yıl oldu. 116.897 ev kundaklandı, dini mekanlar ve okullar hedef alındı .
 
Ekonomi tamamen çöktü. Darbeden bu yana Myanmar ekonomisinin 93,9 milyar dolar kaybettiği tahmin ediliyor. GSYH'nin 2028'den önce pandemi öncesi seviyelere dönmesi beklenmiyor. Enflasyon fırladı, para birimi kyat değerinin %40'ını kaybetti. Nüfusun yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
 
Dahası, Myanmar şimdi dünyanın en büyük afyon ve sentetik uyuşturucu üreticisi haline geldi. Askeri cunta kontrolünde transnasyonel organize suç ağları, insan kaçakçılığı, siber dolandırıcılık ve uyuşturucu ticaretinde patlama yaşandı. Yani bir darbe, ülkeyi sadece siyasi olarak değil, ekonomik ve toplumsal olarak da on yıllar geriye götürebiliyor.
 
Haydar Sürgeç: Darbelerin toplumsal kabulleniş sürecinde medyanın ve uluslararası aktörlerin rolü nedir? Örneğin 2016'daki Türkiye darbe girişiminden önce nasıl bir ortam vardı?
 
Murat Köprücü: 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, aslında daha önceki başarılı darbelerin aksine, toplum tarafından reddedilen bir girişim oldu. Ancak bu, darbe zemininin olmadığı anlamına gelmez. 2016 öncesinde Türkiye, artan terör olayları, ekonomik dalgalanmalar, Suriye sınırındaki istikrarsızlık ve siyasi kutuplaşma ile boğuşuyordu. Darbeciler bu ortamdan yararlanmayı ummuş olabilir.
 
 
Fransa'nın darbe girişiminden iki gün önce Ankara ve İstanbul'daki büyükelçiliklerini kapatması, hatta İstanbul Başkonsolosluğu'nu tatil etmesi, bazı çevrelerde "önceden bilgi sahibi olunduğu" yönünde spekülasyonlara yol açtı. Bu tür uluslararası aktörlerin tutumları, darbelerin başarılı olup olmamasında belirleyici olabiliyor.
 
Türkiye'deki darbe girişiminin başarısız olmasının ardından, toplumun büyük bir kesimi meydanlara dökülerek demokrasiye sahip çıktı. Bu, darbe kültürünün artık Türkiye'de meşruiyetini yitirdiğini gösteren önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak unutmamak gerekir ki, 1960, 1971, 1980 ve 1997 müdahaleleri öncesinde de benzer ekonomik ve toplumsal sıkıntılar yaşanmış, hatta 1980 öncesinde neredeyse iç savaş boyutlarına varan çatışmalar olmuş ve bu ortam darbeleri "kaçınılmaz" kılmıştır.
 
Haydar Sürgeç: Peki bir ülke, bu darbe sarmalından nasıl kurtulabilir? Demokratik kurumlar nasıl güçlendirilir?
 
Murat Köprücü: Öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki, bir ülkede darbe oluyorsa, o ülkenin temel sorunları çözülmemiş demektir. Askeri vesayetin meşruiyetini yitirmesi için, sivil kurumların işlevsel olması, yargının bağımsız ve tarafsız çalışması, ekonominin adil bir şekilde yönetilmesi ve toplumsal kutuplaşmanın azaltılması gerekir.
 
Tayland örneğinde görüldüğü gibi, eğer kentli seçkinler ile kırsal kesim arasındaki uçurum kapatılmaz, yolsuzluklarla etkin mücadele edilmez, ordunun siyasetteki veto yetkisi kaldırılmazsa, darbeler periyodik olarak tekrarlanır. Şili örneği ise, darbe sonrası dönemde atılan adımların demokrasiye dönüldükten sonra bile kalıcı hasarlar bıraktığını gösteriyor.
 
Türkiye'nin 15 Temmuz'da gördüğü gibi, artık ne millet ne de uluslararası kamuoyu darbeleri meşru görmüyor. Ancak asıl mesele, darbeleri önleyecek kadar güçlü ve dirençli bir demokratik kültür inşa edebilmektir. Bu da ancak hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, güçlü sivil toplum ve ekonomik adaletin tesisi ile mümkündür. Unutmayalım ki, en başarılı darbe, gerçekleşmesine gerek kalmayan darbedir.
 
Haydar Sürgeç: Son olarak, darbelerin sadece askeri müdahale anından ibaret olmadığını, öncesinde yıllarca süren bir "yıpratma" süreci olduğunu söylüyorsunuz. Bu sürecin en önemli ayakları nelerdir?
 
Murat Köprücü: Çok önemli bir tespit. Darbeler bir gecede olmaz. Onların zemini yıllar öncesinden hazırlanır. Bu zeminin temel taşları şunlardır:
 
Ekonomik istikrarsızlık ve eşitsizlik: Şili'de Allende dönemindeki hiperenflasyon ve mal yokluğu, Tayland'da 1997 Asya krizi sonrası yaşanan çöküş, Türkiye'de 1970'ler sonundaki ekonomik darboğaz. İnsanlar geçim derdine düştüğünde, "düzen" vaat eden her ses daha cazip hale gelir.
 
Şiddet ve toplumsal kutuplaşma: Türkiye'de 1970'lerde sağ-sol çatışmalarında yılda binlerce insan ölüyordu . Myanmar'da darbe öncesinde de etnik gerilimler vardı. Şili'de ise sol ve sağ arasındaki çatışmalar sokağa taşmıştı. İnsanlar "artık bir el atsın" noktasına geldiğinde, askeri müdahaleye meşruiyet kazandırmış oluyorlar.
 
Hukuk sisteminin işlevsizleşmesi: Yargıya olan güven kaybolduğunda, insanlar adaleti tanklardan beklemeye başlar. Bu durum, darbelerin en önemli psikolojik zeminidir. Myanmar'da askeri cunta, darbeden sonra Ulusal Birlik Hükümeti'ne bağlı yapıları "terör örgütü" ilan ederek hukuk sistemini tamamen çökertmiştir.
 
Medya ve uluslararası aktörlerin rolü: Bir ülkenin içinde bulunduğu kötü durumun sürekli vurgulanması, "artık bir şeyler olmalı" algısını pekiştirir. Bazı durumlarda uluslararası güçlerin doğrudan müdahalesi veya dolaylı desteği, darbecileri cesaretlendirebilir.
 
Siyasi kurumların yıpranması ve liderlik krizi: Sürekli hükümet değişiklikleri, koalisyon krizleri, yolsuzluk skandalları ve siyasi cinayetler, mevcut sistemin "çözüm üretemediği" algısını güçlendirir. Tayland'da Taksin Şinavatra'nın yolsuzluk iddiaları ve sürgüne gönderilmesi, ülkeyi yıllarca sürecek bir siyasi istikrarsızlığa sürüklemiştir.
 
Haydar Sürgeç: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Darbelerin sadece tankların sokaklara indiği anlar olmadığını, toplumların yıllar süren bir yıpratma sürecinin sonunda "sessiz kabulleniş" yaşadığını net bir şekilde ortaya koydunuz.
 
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım ki, darbelerin en büyük zaferi, toplumu "çaresizlik" psikozuna sokarak darbeyi meşru göstermektir. Bir ülkenin darbelere karşı en büyük kozu, güçlü demokratik kurumları, bağımsız yargısı, özgür basını, sivil toplumu ve en önemlisi "bir daha asla" diyebilecek bilince sahip vatandaşlarıdır. Türkiye, 15 Temmuz'da bu bilincin en güzel örneğini vermiştir. Şimdi asıl görev, o geceki ruhu koruyarak kurumları daha da güçlendirmek, kutuplaşmayı azaltmak ve darbelerin ekileceği hiçbir tohumun toprak bulamayacağı bir demokrasi inşa etmektir.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat