Tekelci Yapı ve İnovasyonun İmhası: Türk Savunma Sanayiinde Büyük Balıkların Küçükleri Yutma Düzeni

Kategori: Sultangazi - Tarih: 23 Şubat 2026 22:01
Tekelci Yapı ve İnovasyonun İmhası: Türk Savunma Sanayiinde Büyük Balıkların Küçükleri Yutma Düzeni

Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkan Yardımcısı Murat Köprücü ile savunma sanayiindeki tekelci yapıyı ve yan sanayinin sistemli olarak yok edilişini konuştu.

 
Haydar SÜRGEÇ (Yaşam Gazetesi Sorumlusu): Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bugün, Türkiye'nin gurur duyduğu bir alanı, savunma sanayiini, tamamen farklı ve rahatsız edici bir perspektifle masaya yatıracağız. Resmi söylemde "muhteşem başarı hikayesi", "yerli ve milli atılım" gibi parlak ifadelerle sunulan bu sektörün perde arkasında neler oluyor? Kamuoyunun görmediği, bilmediği bir "tekelci yapılanma" ve "inovasyon katliamı" mı yaşanıyor? Savunma sanayiinde kurulu büyük firmaların, yan sanayiye katkı sunmak yerine, onları bünyelerine katarak yok ettiği, dünya ile rekabet edebilecek teknolojilerin gelişmesini engellediği yönünde ciddi iddialar var. Bu firmalar, gerçekten "teknolojiyi frenlemek" için mi var, yoksa sadece finansal gücün kontrolünü ellerinde tutma derdinde mi?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Haydar Bey, öncelikle bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Çünkü bu, Türkiye'de kimsenin cesaret edip konuşmadığı, ancak sektörün içinde herkesin bildiği bir "Cemre'nin düştüğü yer"dir. Resmi söylemi bir kenara bırakalım ve gerçek verilerle, gerçek yapısal sorunlarla yüzleşelim.
 
Evet, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı 10 milyar doları aştı. Dünyada 10. sıradayız. İHA'larımız, gemilerimiz, füze sistemlerimiz dünya basınında manşet oluyor. Bunlar inkâr edilemez başarılar. Ancak bu tablonun altında, sistemli bir şekilde inşa edilmiş bir "tekelci yapılanma" ve "yenilikçiliği imha etme düzeni" yatıyor.
 
Şimdi sorduğunuz sorunun tam kalbine girelim: Bu büyük firmalar, ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN gibi devler, yan sanayiye katkı sunuyor mu? Resmi söylem, "ekosistem"den, "KOBİ ağı"ndan bahseder. Peki gerçekte ne oluyor? Bu dev firmalar, kendi tekelci konumlarını korumak için, potansiyel rakip olabilecek her türlü yenilikçi girişimi ya bünyelerine katıp etkisizleştiriyor ya da piyasa dışına itiyorlar.
 
Haydar SÜRGEÇ: Bu çok ağır bir suçlama. Bu iddianızı somutlaştırabilir misiniz? Yan sanayideki firmalar neden büyüyemiyor, neden dünya ile rekabet edebilecek teknolojiler geliştiremiyor?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Somutlaştırayım. Bir KOBİ düşünün, diyelim ki İzmir'de, OSTİM'de veya başka bir yerde, genç ve yetenekli mühendisler kuruyor. Bir alt sistem geliştiriyorlar—belki bir radar modülü, belki bir füze arayıcı başlığı, belki bir insansız araç yazılımı. Gerçekten yenilikçi, dünya ile rekabet edebilecek potansiyelde bir teknoloji. Bu firma ne yapmak ister? Büyümek, ürününü geliştirmek, ihracat yapmak ister. Ancak karşısında "demir üçgen" var: ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN.
 
Bu büyük firmaların stratejisi nettir: "Rekabete izin verme, kontrolü kaybetme." Bu KOBİ'ye ne yaparlar? Birinci yöntem: "Satın al ve yok et." Bünyelerine katarlar, yetenekli mühendisleri kendi maaşlı elemanları haline getirirler, projeyi rafa kaldırırlar. Çünkü o proje, onların kendi geliştirdikleri (veya dışarıdan lisansla aldıkları) sistemlere rakip olabilir. İkinci yöntem: "Aç bırak." İhalelere sokmazlar, tedarik zincirine almazlar, referans oluşturmasını engellerler. Üçüncü yöntem: "Sömür ve tüket." Taşeron olarak kullanırlar, ama asla kritik teknolojiyi paylaşmazlar, asla bağımsız büyümesine izin vermezler.
 
Sonuç? Türkiye'de savunma sanayiinde onlarca, yüzlerce KOBİ var ama bunların kaç tanesi dünya çapında marka olabildi? Kaç tanesi bağımsız olarak ihracat yapabiliyor? Sayıları bir elin parmaklarını geçmez . Çünkü sistem, "büyük balığın küçük balığı yuttuğu" bir ekosistem olarak tasarlandı.
 
Haydar SÜRGEÇ: Peki bu durum, teknolojik gelişmeyi nasıl etkiliyor? Dünya ile rekabet edebilecek teknolojilerin önü gerçekten kesiliyor mu?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Kesinlikle. Bakın, şu anda dünyada savunma teknolojilerinde devrim yaşanıyor. Yapay zeka, kuantum teknolojileri, otonom sistemler, hipersonik füzeler... Bunlar, küçük, çevik, yenilikçi firmaların büyük devlerle rekabet edebildiği alanlar. Silikon Vadisi'nde savunma teknolojileri üreten start-up'lar, dev şirketlere meydan okuyor.
 
Türkiye'de ise, büyük firmaların Ar-Ge'si bile genellikle "mevcut sistemleri iyileştirme" odaklı. Gerçek anlamda çığır açıcı, radikal yenilikler nerede? SSB'nin 2026 hedefleri arasında kuantum işlemci, otonomi teknolojileri gibi başlıklar var . Bunlar güzel hedefler. Ancak bu hedeflere kimlerle ulaşılacak? Yine aynı büyük firmalarla. Peki bu büyük firmalar, kendi tekelci yapılarını tehdit edecek radikal yeniliklere gerçekten yatırım yapar mı? Hayır. Yapmazlar. Çünkü mevcut sistem onlara yetiyor, hatta gayet güzel kazanç sağlıyor.
 
Bir başka boyut: "Yeteneğin emilmesi." Türkiye'nin en parlak mühendisleri nereye gidiyor? ASELSAN'a, TUSAŞ'a, ROKETSAN'a. Bu iyi bir şey gibi görünebilir. Ama bu mühendisler, bu dev firmaların bürokratik yapısı içinde, hiyerarşik düzende, inisiyatif alamadan, sadece verilen işi yaparak çalışıyorlar. Oysa bu mühendisler kendi şirketlerini kursalar, kendi hayallerini kovalasalar, belki de dünyayı değiştirecek icatlara imza atacaklar. Ama sistem buna izin vermiyor. Çünkü alternatif bir güç odağı, alternatif bir teknoloji merkezi doğmasın istiyor.
 
Haydar SÜRGEÇ: Peki bu durumdan kim sorumlu? Siyasi iradenin bu yapılanmadaki rolü nedir?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Sorumlu, sistemin ta kendisidir. Siyasi irade, bu büyük firmaları "milli şampiyonlar" olarak görüp, onları kayırmakta, onlara imtiyazlar vermekte, ihaleleri onlara göre düzenlemektedir. SSB'nin 2026 hedefleri arasında KOBİ'lere 25 milyon dolar kredi desteği sağlanacağı söyleniyor . Bu rakam, bir ASELSAN'ın yıllık cirosunun yanında nedir ki? Kaldı ki bu destekler bile genellikle büyük firmaların tedarik zincirindeki KOBİ'lere yönelik, yani yine büyüklerin kontrolündeki firmalara gidiyor.
 
Asıl mesele şu: Türkiye'de savunma sanayii politikası, "rekabetçi piyasa" değil, "devlet kapitalizmi" modeliyle yönetiliyor. Devlet, kendi kurduğu veya kontrol ettiği firmaları besliyor, onların tekelini koruyor, potansiyel rakiplerin önünü kesiyor. Bunun adı, "korumacılık" değil, "tekelciliği korumacılık"tır.
 
Dahası, bu yapı şeffaf değildir. Bu firmaların ihale süreçleri, mali yapıları, kararları kamuoyu tarafından denetlenemez. Hangi KOBİ'nin neden elendiği, hangi projenin neden rafa kaldırıldığı açıklanmaz. Bu karanlık ortamda, torpil, adam kayırma, siyasi yakınlık gibi unsurlar devreye girer. Gerçekten yetenekli, gerçekten yenilikçi firmalar, bu karanlık koridorlarda kaybolup gider.
 
Haydar SÜRGEÇ: Peki bu yapının, yan sanayi üzerindeki etkileri sadece teknolojik mi, yoksa daha geniş toplumsal sonuçları da var mı?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Elbette var. Bir kere, istihdam tekelleşiyor. Yetenekli gençler, tek bir merkezde toplanıyor. Bu durum, bölgesel kalkınmayı da olumsuz etkiliyor. Oysa savunma sanayii, Anadolu'nun dört bir yanına yayılan bir KOBİ ağıyla, istihdamı tabana yayabilir, bölgesel kalkınmayı tetikleyebilir. Ama mevcut modelde, her şey İstanbul, Ankara gibi birkaç merkezde toplanıyor.
 
İkincisi, girişimcilik kültürü öldürülüyor. Genç mühendisler, "kendi işimi kurayım" demiyor, "en iyisi ASELSAN'a gireyim, garanti" diyor. Bu anlayış, uzun vadede ülkenin inovasyon kapasitesini dumura uğratır. Risk alan, girişen, deneyen, başarısız olan ve tekrar deneyen bir nesil yetişmezse, bu ülke teknolojide hep bir adım geride kalır.
 
Üçüncüsü, dışa bağımlılık gizliden gizliye sürüyor. Görünürde "yerli ve milli" olan birçok sistemin kritik alt bileşenleri, yazılımları, malzemeleri hâlâ dışarıdan geliyor. Büyük firmalar, bu bağımlılığı azaltmak yerine, kendi tekelci konumlarını korumak için mevcut tedarik zincirini sürdürmeyi tercih edebiliyor. Çünkü yeni bir yerli tedarikçi yaratmak, mevcut düzeni sarsmak demek.
 
Haydar SÜRGEÇ: Bu kadar sert bir eleştiriden sonra, çözüm önerilerinizi sormak istiyorum. Bu tekelci yapıyı kırmak, yan sanayiyi güçlendirmek, gerçek anlamda rekabetçi ve yenilikçi bir savunma sanayii ekosistemi kurmak için ne yapılmalı?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Çözüm, radikal bir yapısal reformdan geçiyor. Birkaç maddede özetleyeyim:
 
Birincisi, tekelci yapının kırılması: ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN gibi dev firmaların piyasadaki hakim konumu, rekabet hukuku çerçevesinde denetlenmeli. Bu firmaların, potansiyel rakip KOBİ'leri satın alarak teknolojiyi yok etmesinin önüne geçilmeli. Rekabet Kurulu, savunma sanayiindeki birleşme ve devralmaları mercek altına almalı.
 
İkincisi, bağımsız KOBİ'lerin desteklenmesi: KOBİ'lere verilen destekler, büyük firmaların tedarik zincirine bağımlı olmayan, bağımsız ürün geliştiren firmalara öncelik vermeli. SSB'nin 25 milyon dolarlık kredi desteği  artırılmalı ve bağımsız firmalara yönlendirilmeli. Ayrıca, KOBİ'lerin test, sertifikasyon, belgelendirme gibi yüksek maliyetli süreçler için ortak merkezler kurulmalı .
 
Üçüncüsü, ihale sisteminin değiştirilmesi: Kamu ihaleleri, sadece büyük firmalara değil, yenilikçi KOBİ'lere de açılmalı. "En düşük fiyat" yerine, "en yüksek teknoloji" ve "yenilikçilik" kriterleri öncelikli olmalı . Proje bazlı, uzun vadeli, performans esaslı sözleşmeler yaygınlaştırılmalı .
 
Dördüncüsü, şeffaflık ve hesap verebilirlik: SSB'nin ve büyük firmaların karar süreçleri, ihale sonuçları, Ar-Ge harcamaları kamuoyuna açıklanmalı. Meclis denetimi güçlendirilmeli. Bağımsız denetim kurumları, sektördeki tekelci eğilimleri ve kaynak dağılımını incelemeli.
 
Beşincisi, girişimcilik ekosisteminin güçlendirilmesi: Üniversitelerde, teknoparklarda, kuluçka merkezlerinde savunma teknolojilerine yönelik girişimcilik programları yaygınlaştırılmalı. Genç mühendislerin kendi işlerini kurmaları teşvik edilmeli, risk sermayesi fonları oluşturulmalı . "Teknogirişim" modelleri savunma sanayiine uyarlanmalı.
 
Altıncısı, kümelenmelerin güçlendirilmesi: SAHA İstanbul, OSTİM gibi kümelenmeler, sadece büyük firmaların değil, KOBİ'lerin de sesini duyurabileceği, ortak projeler geliştirebileceği, birlikte hareket edebileceği yapılar haline getirilmeli .
 
Haydar SÜRGEÇ: Peki tüm bunlar olurken, toplum ne yapmalı? Vatandaş olarak biz bu süreci nasıl izlemeliyiz, nasıl bir rol oynamalıyız?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Toplumun rolü, "bilinçli talepkar" olmaktır. Savunma sanayii sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik, teknolojik, toplumsal bir meseledir. Vatandaş olarak biz, vergilerimizle finanse edilen bu sektörün nasıl yönetildiğini sorma hakkına sahibiz. Medya, bu konuları gündeme getirmeli, sorgulamalı, araştırmalı. Sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek odaları, sektördeki adaletsizliklere karşı ses çıkarmalı.
 
Unutmayalım: Gerçek anlamda "milli" olan bir savunma sanayii, sadece ürünleri değil, üretim ilişkileriyle de milli olmalıdır. Tek bir merkezde toplanmış, tekelci, şeffaf olmayan bir yapı, ne kadar "yerli" ürün üretirse üretsin, özünde "milli" değildir. Milli olan, rekabetçi, yenilikçi, tabana yayılmış, her yetenekli gencin hayalini gerçekleştirebildiği, her KOBİ'nin büyüyüp dünyaya açılabildiği bir ekosistemdir.
 
Haydar SÜRGEÇ: Son olarak, bu eleştirilerinize rağmen, Türk savunma sanayiinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Umut var mı?
 
Murat KÖPRÜCÜ: Tablo karamsar ama umutsuz değil. Türk mühendisinin zekâsı, Türk işçisinin alın teri, Türk girişimcisinin cesareti ortada. Bu potansiyel, doğru bir ekosistemle buluştuğunda, dünyayı sarsacak işler başarabilir. Bunun için gereken, mevcut tekelci yapıyı kıracak siyasi iradedir. Bu irade gelirse, önümüzdeki 10 yılda, ASELSAN'ların, TUSAŞ'ların yanında, onlarla rekabet edebilen, hatta onları geçen yeni Türk firmaları görebiliriz. Bu firmalar, sadece Türkiye'ye değil, dünyaya ürün satan küresel oyuncular haline gelebilir.
 
Ama bu irade gelmezse, mevcut sistem kendi kendini beslemeye, yenilikçiliği boğmaya, yetenekleri emip tüketmeye devam eder. Bir süre sonra, parlak başarı hikayeleri anlatmaya devam ederken, bir bakmışız ki dünya bizden hızla uzaklaşmış, teknoloji yarışında geride kalmışız.
 
Son söz: Türk savunma sanayii, bir "başarı hikayesi" olarak anlatılmaya devam edecek. Ama bu hikâyenin perde arkasında, hayalleri söndürülen genç mühendisler, büyüyemeyen KOBİ'ler, geliştirilemeyen teknolojiler var. Asıl başarı, bu perde arkasını da aydınlatabildiğimiz, herkesin adil rekabet edebildiği, yeteneğin ve emeğin karşılığını bulduğu bir sistem kurabildiğimiz zaman gelecek. O zamana kadar, bu eleştirel sesleri duymaya, sorgulamaya, değişim talep etmeye devam edeceğiz.
 
Haydar SÜRGEÇ: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Umarız bu önemli uyarılar, gereken yerde yankı bulur.
 
Murat KÖPRÜCÜ: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım: Gerçek güç, eleştirinin özgür olduğu yerde yeşerir. Sektörün gerçek sorunlarını konuşmaktan korkmazsak, o zaman gerçekten güçlü oluruz.
 

https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/tekelci-yapi-ve-inovasyonun-imhasi--turk-savunma-sanayiinde-buyuk-baliklarin-kucukleri-yutma-duzeni-226512.html