Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, İstanbul 2. Bölge 29. Dönem Bağımsız Milletvekili Adayı Murat Köprücü ile Türkiye'nin anayasa yolculuğunu, toplumsal sorunları ve beka meselelerini konuştu.
Haydar Sürgeç: Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bağımsız milletvekili adaylığınız hayırlı olsun. Bugün Türkiye'nin en kadim tartışmalarından birini masaya yatıracağız: Anayasa. 1921'den bugüne dört büyük anayasa değişikliği yaşadık. Sizce neden hâlâ "yeni anayasa" ihtiyacı konuşuluyor? Ve bu yeni anayasa, toplumsal sorunlarımızı ve beka meselelerimizi çözebilecek mi?
Murat Köprücü: Teşekkür ederim Haydar Bey. Sorunuzun cevabı çok basit: Çünkü hâlâ bir darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. 1982 Anayasası'nın yürürlükteki 154 maddesinin 103'ü, ilk kabul edildiği gündeki temel yapısını koruyor. Yapılan 19 değişiklikle 184 husus değiştirilmiş gibi görünse de bunların çoğu terim ve ifade düzeltmesinden ibaret.
Hâlâ bir cunta ürünüyle yaşıyoruz. Bu, Türkiye'ye yakışmıyor. Ama sadece "darbe ürünü" olması sorun değil; asıl sorun, bu anayasanın toplumsal sorunları çözmek bir yana, derinleştiren bir yapıya sahip olması. Yeni anayasa hem beka sorunlarımıza hem de toplumsal yaralarımıza merhem olabilecek kapsayıcı bir çerçeve sunmalı.
Haydar Sürgeç: İlk anayasa olan 1921 Teşkilat-ı Esasiye ile başlayalım. O dönemdeki ruhla bugünkü anayasa arasında nasıl bir fark var?
Murat Köprücü: 1921 Anayasası, milli mücadelenin ateşi içinde yazıldı ve sadece 23 maddeden oluşuyordu. "Hakimiyet kayıtsız şartsız millete ait" ilkesini ilk kez o koydu. Çok kısa, çok özlü ve çok netti. 1982 Anayasası ise tam tersine, 170'den fazla maddeden oluşan, vesayetçi, şüpheci ve bireyi devlete karşı korumaktan çok devleti bireye karşı korumayı hedefleyen bir metin. 1921'de "millet nasıl yönetilecek" derdi varken, 1982'de "millet nasıl kontrol altında tutulacak" derdi var. Bu ruh değişmeden, ne yazık ki ne toplumsal barışı sağlayabiliriz ne de beka sorunlarını çözebiliriz.
Haydar Sürgeç: Peki bu anayasa değişikliklerinin her biri toplumsal bir kopuşu mu temsil ediyor?
Murat Köprücü: Maalesef evet. 1961 Anayasası bir darbenin ürünüydü ama getirdiği sosyal haklar ve özgürlükler açısından ilericiydi. 1982 Anayasası ise 12 Eylül'ün baskıcı ruhunu taşıyor. Her darbe, topluma yeni bir anayasa dayattı. Asker vesayeti sivil vesayete, sivil vesayet ise yürütme vesayetine evrildi. Toplum hep kaybetti.
2017 değişikliği ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtik. Bu sistem, yürütmeyi aşırı güçlendirirken, yasama ve yargıyı zayıflattı. Meclis âdeta devre dışı kaldı. Yargı, yürütmenin gölgesinde karar verir hale geldi. Toplumda "tek adam" algısı yaygınlaştı. Bu, beka sorunlarımızı çözmek şöyle dursun, yeni beka sorunları üretti. Çünkü bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, yönetiminde denge ve denetleme yoksa, o ülke sürdürülebilir değildir.
Haydar Sürgeç: Nizamülmülk'ün Siyasetname'sine gelelim. 1000 yıl önce yazılmış bu eseri neden anayasa tartışmalarında referans alıyoruz?
Murat Köprücü: Nizamülmülk, Selçuklu'nun başveziri olarak devlet yönetiminin olmazsa olmazlarını yazmış. Onun en önemli ilkesi "Adalet Dairesi"dir: Adalet olmazsa devlet olmaz, devlet olmazsa halk perişan olur. Bir de "liyakat" ilkesi var: İşi ehline vermek bir tercih değil, zorunluluktur. Nepotizm yani adam kayırma, devletin temeline konmuş dinamittir. Bugün anayasamızda bu ilkeler ne kadar var? Atamalar liyakate göre mi yapılıyor? Yargı bağımsız mı? Kolluk kuvvetleri siyasetten arındırılmış mı? Siyasetname'yi okumak, bizim kendi medeniyet kodlarımızı hatırlamak açısından önemli. Batı'dan ithal ettiğimiz anayasa modelleriyle kendi değerlerimiz arasında bir sentez yapamadık. Oysa beka sorunlarının çözümü, kendi değerlerimizle evrensel hukuk normlarını birleştirmekten geçiyor.
Haydar Sürgeç: Şimdi en kritik konuya gelelim. Yeni anayasa, Türkiye'nin toplumsal sorunlarını ve beka sorunlarını nasıl çözmelidir? Öncelikle terör ve devletin bütünlüğü meselesinden başlayalım.
Murat Köprücü: Terörle mücadele ve beka sorunu, anayasanın en hassas alanıdır. Öncelikle şunu netleştirelim: Terörle mücadele, anayasanın güvenlik tedbirleri bölümünde düzenlenir, temel hak ve özgürlükler bölümünde değil. Bugünkü anayasa, terörle mücadele ile ifade özgürlüğünü aynı potada eritiyor. "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" ifadesi, o kadar geniş yorumlanıyor ki, muhalif bir açıklama bile "bölücülük" sayılabiliyor. Yeni anayasada terör tanımı son derece net olmalı. Terör örgütü üyeliği ile farklı düşünceyi ifade etmek arasındaki çizgi keskin bir şekilde çizilmeli. Aksi halde, terörle mücadele ederken demokrasiyi de tahrip ederiz. Ayrıca, anayasada "vatan hainliği" gibi kavramların tanımı yapılmalı, cezai müeyyideleri netleştirilmeli. Bugün "hain" suçlaması o kadar sıradanlaştı ki, gerçek vatan hainleri ile muhalifler arasındaki fark kayboldu.
Haydar Sürgeç: Peki toplumsal barış ve sosyal dokunun korunması konusunda anayasa ne önermeli?
Murat Köprücü: Toplumsal barış, anayasanın olmazsa olmaz hedefidir. Bugün Türkiye'de din, mezhep, etnik kimlik, siyasi görüş ayrımları derinleşmiş durumda. Yeni anayasa, "Türkiye vatandaşlığı" çatısı altında herkesi kucaklayan kapsayıcı bir dil kullanmalı. Hiçbir vatandaş, etnik kökeni veya inancı nedeniyle ayrımcılığa uğramamalı. Ancak bu kapsayıcılık, ayrılıkçı söylemlere izin vermek anlamına gelmez. Mahremiyet hakkı anayasada güvence altına alınmalı. Dijital platformlarda kişisel verilerin korunması, devlet gözetiminin sınırları net bir şekilde çizilmeli. Ayrıca, sosyal medya platformlarının toplumsal kutuplaşmayı körükleyen algoritmalarına karşı anayasal düzenlemeler yapılmalı. Unutmayalım, toplumsal barış olmadan beka olmaz.
Haydar Sürgeç: Yargı bağımsızlığı ve yürütmenin yetkileri konusunda ne söylemek istersiniz? Beka ile ilgisi nedir?
Murat Köprücü: Beka meselesi dendiğinde akla sadece dış tehditler gelmemeli. Yargının bağımsız olmadığı, yürütmenin sınırsız yetkilere sahip olduğu bir ülke, içten çöküntüye mahkumdur. Yeni anayasada yargı bağımsızlığı anayasal güvence altına alınmalı. Hâkimler ve savcılar kurulu, siyasi müdahalelerden tamamen arındırılmalı.
Yürütmenin, özellikle olağanüstü hal yetkileri net bir şekilde sınırlandırılmalı. Olağanüstü hal uygulamalarının süresi ve koşulları, anayasada açıkça belirtilmeli. Çünkü tarih göstermiştir ki, OHAL rejimleri kısa sürede kalıcı hale gelir ve demokrasiyi tahrip eder. Ayrıca, Cumhurbaşkanının yetkileri yeniden tanımlanmalı. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeler işlevsel hale getirilmeli. Meclis, gerçek bir denetim yetkisine kavuşturulmalı. Soru önergeleri, gensoru, meclis araştırması gibi denetim mekanizmaları işlevsel kılınmalı.
Haydar Sürgeç: Peki ekonomik ve sosyal haklar konusunda anayasa nasıl bir dönüşüm sunmalı?
Murat Köprücü: Bu çok önemli. Toplumsal sorunların en büyük kaynağı ekonomik eşitsizliktir. Yeni anayasa, "sosyal devlet" ilkesini hayata geçirecek somut düzenlemeler içermeli. Asgari ücret, emekli aylıkları, sosyal yardımlar gibi konular, siyasi iktidarların popülizm aracı olmaktan çıkarılmalı. Bir anayasal kurum olarak "Ücret ve Sosyal Yardımları Belirleme Kurulu" oluşturulabilir. Bu kurul, bağımsız uzmanlardan oluşmalı, siyasi müdahalelerden arındırılmış olmalı.
Ayrıca, gelir dağılımında adaleti sağlayacak vergi düzenlemeleri anayasal güvenceye kavuşturulmalı. Artan oranlı vergi sistemi, anayasanın bir parçası olmalı. Toplumsal sorunların çözümü, ekonomik adaletten geçiyor. Açlık sınırının altında yaşayan insanların olduğu bir ülkede ne toplumsal barış olur ne de beka.
Haydar Sürgeç: Peki ya eğitim ve sağlık hakkı? Bu alanlar beka ile nasıl ilişkilendirilebilir?
Murat Köprücü: Eğitim ve sağlık, bir ülkenin geleceğidir. Yeni anayasa, her vatandaşa nitelikli ve eşit eğitim hakkı güvencesi vermeli. Eğitimde fırsat eşitliği, anayasal bir hak olarak tanımlanmalı. Özel okullarla devlet okulları arasındaki makas kapatılmalı. Müfredat, ideolojik saplantılardan arındırılmalı, bilimsel ve eleştirel düşünmeyi temel alan bir yapıya kavuşturulmalı.
Sağlık hakkı da benzer şekilde güvence altına alınmalı. Kimsenin parası olmadığı için hastanede randevu alamadığı, ameliyat olamadığı bir sistem anayasal bir ayıptır. Şehir hastanelerinin finansman modelleri yeniden düzenlenmeli, sağlıkta adalet anayasal bir ilke haline getirilmeli. Unutmayalım, eğitimsiz ve sağlıksız bir toplum, bekasını koruyamaz.
Haydar Sürgeç: Kolluk kuvvetleri ve polisin yetkileri konusunda anayasa ne önermeli? Önceki görüşmelerimizde polisin orantısız güç kullandığından, keyfi gözaltılardan bahsetmiştik.
Murat Köprücü: Bu çok önemli bir beka meselesidir. Kolluk kuvvetleri, devletin vatandaşla en doğrudan temas halinde olan kurumudur. Bir polisin davranışı, bir vatandaşın devlete olan güvenini inşa edebileceği gibi, anında yok da edebilir. Yeni anayasa, polisin yetkilerini açık ve sınırlı bir şekilde tanımlamalı. Orantılı güç kullanımı anayasal bir ilke olmalı.
Keyfi gözaltı ve tutuklamaların önüne geçilecek mekanizmalar kurulmalı. Gözaltı süreleri net bir şekilde belirlenmeli, avukata erişim hakkı anayasal güvence altına alınmalı. Ayrıca, polis teşkilatındaki liyakat sistemi anayasal bir temele oturtulmalı. Terfiler, atamalar, görevlendirmeler siyasi kriterlere göre değil, nesnel ve şeffaf kurallara göre yapılmalı. Vatandaşın polisten korktuğu bir ülkede beka olmaz.
Haydar Sürgeç: Dijital haklar ve kişisel verilerin korunması konusu da giderek önem kazanıyor. Anayasada bu konulara yer verilmeli mi?
Murat Köprücü: Kesinlikle. Dijital çağda bekayı tehdit eden en önemli unsurlardan biri, kişisel verilerin kötüye kullanılmasıdır. Yeni anayasa, kişisel verilerin korunmasını temel bir hak olarak tanımlamalı. Devlet gözetiminin sınırları, özel hayatın gizliliği ilkesi çerçevesinde net bir şekilde çizilmeli. Sosyal medya platformlarının algoritmalarıyla toplumsal kutuplaşmayı körüklemelerinin önüne geçilecek düzenlemeler yapılmalı.
Ayrıca, dijital okuryazarlık eğitimi zorunlu hale getirilmeli. Anayasa, devleti, vatandaşlarını dijital manipülasyonlara karşı korumakla yükümlü kılmalı. Unutmayalım, günümüzde savaşlar artık sadece cephelerde değil, dijital platformlarda ve zihinlerde kazanılıyor.
Haydar Sürgeç: Peki ya yerel yönetimler? Beşinci kuvvet olarak adlandırılan yerel yönetimlerin güçlendirilmesi beka ile nasıl ilişkilidir?
Murat Köprücü: Yerel yönetimler, demokrasinin okuludur. Merkeziyetçi yapılar ne kadar güçlü olursa olsun, halkın taleplerine cevap vermekte zorlanır. Yeni anayasa, ademi merkeziyetçi bir yapıyı öngörmeli. Belediyeler, il özel idareleri, muhtarlıklar anayasal güvence altına alınmalı. Yerel yönetimlerin gelir kaynakları, görev ve yetkileri açıkça belirtilmeli. Halkın kendi kendini yönetme kapasitesine güvenmeliyiz. Merkezi iktidarın her kararı, her yerde hemen uygulanmaz, olamaz. Yerel dinamikler, yerel ihtiyaçlar farklıdır. Anayasa, bu çeşitliliği kucaklayan esnek bir yapıya sahip olmalı. Unutmayalım ki, tarihte büyük imparatorlukları çökerten en önemli faktörlerden biri, merkeziyetçi yapıların yerel taleplere cevap verememesi olmuştur.
Haydar Sürgeç: Son olarak, sivil toplum ve basın özgürlüğü konusunda anayasa ne söylemeli?
Murat Köprücü: Sivil toplum ve özgür basın, demokrasinin olmazsa olmaz yapı taşlarıdır. Yeni anayasa, dernek kurma, vakıf oluşturma, sendikalaşma özgürlüklerini güvence altına almalı. Basın özgürlüğü, sansür yasağı anayasal bir ilke olmalı. Gazetecilerin haber kaynaklarını gizleme hakkı, mahremiyeti korunmalı.
Bunların yanı sıra, dezenformasyonla mücadele edecek mekanizmalar da kurulmalı. Gerçek dışı haber yapmanın cezai müeyyideleri anayasada düzenlenmeli. Ama bu düzenleme, ifade özgürlüğünü baskı altına alacak şekilde olmamalı. Sivil toplum, devletin denetleyicisi, eleştirmeni, yol göstericisidir. Sivil toplumu baskı altına alan bir anayasa, eninde sonunda beka sorunları yaratır.
Haydar Sürgeç: Tüm bu anlattıklarınızı uygulayabilmek için siyasi irade var mı sizce?
Murat Köprücü: İşte en kritik soru bu. Siyasi irade, kendi yetkilerini sınırlamaya her zaman yanaşmaz. Güç zehirli bir iksirdir. Mevcut iktidarın yeni anayasaya sıcak baktığı söyleniyor, ama nasıl bir anayasa istedikleri belirsiz. Emek ve Özgürlük İttifakı'nın deklarasyonunda belirtilen ilkeler, yani demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasa, toplumun büyük kesiminin ortak talebidir.
Ancak bu talebin hayata geçmesi, sadece bir seçim vaadi olmaktan çıkması, toplumun her kesiminin bu anayasayı sahiplenmesine bağlı. Eğer yeni anayasa, sadece bir siyasi partinin değil, tüm milletin anayasası olacaksa, o zaman herkesin masada olduğu katılımcı bir süreç işletilmeli. Aksi takdirde, yapılacak yeni bir anayasa da eskisi gibi kutuplaşmayı derinleştirir.
Haydar Sürgeç: Peki Nizamülmülk'ün Siyasetname'si bu tartışmalarda bize nasıl bir yol gösteriyor?
Murat Köprücü: Nizamülmülk, devletin bekasının adaletten, liyakattan ve halkın rızasından geçtiğini söyler. Bugün bizim anayasamızda bu üç unsurun zayıflığı, tam da toplumsal sorunların ve beka krizlerinin kaynağıdır. Yeni anayasa, adaleti, liyakati ve katılımcılığı temel alan bir felsefeyle yazılmalı. Siyasetname'deki "Adalet Dairesi"ni anayasal bir ilke olarak kabul eden, "işi ehline verme" zorunluluğunu hiçbir istisnaya yer vermeyen bir anayasa yapabilirsek, o zaman hem toplumsal sorunlarımızı çözeriz hem de bekamızı güvence altına alırız.
Haydar Sürgeç: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Umarım bu öneriler yeni anayasa çalışmalarına ışık tutar.
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım, bir ülkenin anayasası o ülkenin tapusudur. Bugün Türkiye'nin tapusunda bir darbe imzası var. Bu imzayı silip, yerine milletin iradesini koymak hepimizin ortak sorumluluğudur.
https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/sultan-ile-cumhurbaskani-arasinda-yeni-anayasa-ile-toplumsal-ve-beka-sorunlarinin-cozumu-256712.html