Ortadoğu Ateş Çemberinde Bir Ulusun Psikolojik Savunması
Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkan Yardımcısı Murat Köprücü ile Ortadoğu'daki son gelişmeler ışığında Türkiye Cumhuriyeti'nin psikotarih analizini ve gelecek projeksiyonlarını konuştu.
Haydar Sürgeç (Yaşam Gazetesi Sorumlusu): Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bugün, sizden çok farklı bir analiz talep edeceğim. Isaac Asimov'un ünlü "psikotarih" kavramını ödünç alarak, Ortadoğu'daki son dönemde yaşanan dinsel, ırksal, kültürel, finansal çatışmalar, terör saldırıları ve savaşlar ışığında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kolektik psikolojisini analiz etmenizi ve gelecekte neler yaşanabileceğine dair öngörülerinizi almak istiyorum. Özellikle son günlerde İran'a yönelik geniş çaplı saldırılar, bölgedeki dengeleri altüst etti. Bu devasa jeopolitik depremde Türkiye nerede duruyor ve toplumsal psikolojimiz bu sarsıntıya nasıl tepki veriyor?
Murat Köprücü: Haydar Bey, öncelikle bu çok boyutlu ve derinlikli soru için teşekkür ederim. Asimov'un psikotarih kavramı, büyük insan kitlelerinin davranışlarının matematiksel modellerle tahmin edilebileceği fikrine dayanır. Biz de bugün, Ortadoğu'nun kanlı coğrafyasında, Türk toplumunun kolektif ruh halini, travmalarını, saplantılarını ve gelecek beklentilerini anlamaya çalışacağız.
Önce şu an yaşananları doğru teşhis etmeliyiz. 2026'nın başından itibaren bölge, bildiğimiz tüm dengelerin çöktüğü bir "büyük deprem" ile sarsılıyor. İran'a yönelik ortak bir İsrail-Amerikan saldırısı gerçekleşti. Kaynaklara göre, bu saldırının hedefi sadece askeri tesisler değil, rejimin yapısal gücü: Devrim Muhafızları, polis teşkilatı, parlamento yapısı, fakat Ayetullah Hamaney'in hedef alındığı ve şehit olduğu konuşuluyor. İran'ın misillemesi ise farklı bir boyuta evrildi: İran füzeleri ve insansız hava araçları artık sadece Amerikan üslerini değil, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Dubai, Abu Dabi ve Ürdün'deki sivil yerleşimleri, otelleri, petrol tesislerini hedef alıyor . Hürmüz Boğazı'nın kapatılması tehdidi, küresel enerji arzının %30'unu riske atıyor .
Bu tablo bize ne söylüyor? İran, rejimi çökmeden önce bölgeyi ateşe vermeye kararlı. Özellikle Basra Körfezi'ndeki Arap ülkelerini hedef alarak, onların istikrarını bozmaya, yatırımcıları kaçırmaya ve Şii-Sünni mezhep çatışmasını körüklemeye çalışıyor . Bahreyn'deki Şii çoğunluğu harekete geçirme potansiyeli, Suudi Arabistan ile Bahreyn arasındaki kritik köprünün vurulması... Bunlar, mezhep savaşını bölgeye yayma stratejisinin parçaları.
Haydar Sürgeç: Peki bu devasa yangının ortasında, Türkiye'nin psikotarihsel konumu nedir? Yaklaşık 10 milyon nüfuslu Arap toplumunun İsrail'deki ayaklanması, Yemen'deki Husilerin İran safında savaşa hazır olduğunu açıklaması, Irak'taki Şii direnişinin Ürdün ve Körfez ülkelerini vurması... Tüm bu unsurlar, Türkiye'yi nasıl etkiliyor ve Türk toplumu bu kaosa nasıl tepki veriyor?
Murat Köprücü: Türkiye'nin psikotarihini anlamak için, önce 20 yılı aşkın süredir iktidarda olan siyasi iradenin inşa ettiği "duygu siyaseti"ni anlamak zorundayız. Kırgınlık, nostalji ve narsisizm, bu duygu siyasetinin temel yapı taşlarıdır .
Bu duygu üçgenini Ortadoğu'daki son gelişmelerle birlikte okumalıyız:
Birincisi, kırgınlık: Türk toplumu, Batı tarafından dışlanmışlık, Suriye krizinde yalnız bırakılmışlık, terörle mücadelede destek görmemişlik duygularıyla yoğrulmuştur. Bu kırgınlık, bölgedeki her krizde "size söylemiştik" refleksiyle dışa vurulur. İran krizinde de benzer bir refleks göreceğiz: "Batı yine Ortadoğu'yu ateşe verdi."
İkincisi, nostalji: Osmanlı geçmişine duyulan özlem, bölge ülkeleriyle ilişkilerde "ağabeylik" rolüne soyunma eğilimini besler. Ancak bu nostalji, gerçekçi politikaların önünde bir engeldir. Çünkü günümüz Ortadoğu'su, Osmanlı'nın son dönemindeki gibi değil, çok daha karmaşık, çok daha acımasız ve çok daha parçalıdır.
Üçüncüsü, narsisizm: "Türkiye her krizi yönetebilecek güçte bir ülkedir", "Biz olmasak Ortadoğu batar", "Türkiye'nin onayı olmadan bölgede hiçbir şey olmaz" gibi söylemlerle beslenen kolektif bir narsisizm, toplumun gerçek tehdit algısını köreltmektedir.
Şimdi bu duygu durumuyla, karşımızdaki tabloya bakalım. İran'ın olası bir çöküşü, Türkiye için neler getirir?
Zaten 4 milyona yakın Suriyeli, 500 bin civarında Iraklı ve diğer ülkelerden gelenlerle birlikte yaklaşık 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, İran'dan gelecek yeni bir göç dalgasıyla baş edebilecek mi? Toplumsal psikolojimiz buna hazır mı?
İran'daki rejim değişikliği, bölgedeki Şii-Sünni dengelerini altüst edecek. Türkiye'deki Alevi toplumu ile Sünni toplum arasındaki hassas denge, bölgeden yansıyan mezhep çatışması dalgalarından nasıl etkilenecek?
Kaynaklara göre, binlerce Kürt şu anda İran'a karşı kara saldırısı başlatıyor, Ahvaziler de harekete hazır . İran'daki Kürt hareketinin güçlenmesi, Türkiye'deki Kürt siyasetini ve PKK'nın pozisyonunu nasıl etkileyecek?
Haydar Sürgeç: Peki tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye'nin resmi söylemi ve toplumsal tepkiler arasında nasıl bir ilişki var? İktidar, bu krizi nasıl okuyor ve topluma nasıl sunuyor?
Murat Köprücü: İşte asıl mesele burada. İktidarın kriz okuması ile toplumun gerçek ihtiyaçları arasında ciddi bir uyumsuzluk var. Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın 2026-2028 Katılım Öncesi Ekonomik Reform Programı, rekabetçilik, sürdürülebilirlik ve insan sermayesi gibi konulara odaklanıyor, toplamda 6,4 milyar avroluk bir reform paketinden bahsediyor . Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ise sürdürülebilir büyüme, inovasyon ve yatırım odaklı dönüşümü hedefliyor . 2026-2028 ekonomik planı, büyüme ve enflasyon hedefleriyle dolu .
Peki tüm bu planlar, önümüzdeki devasa jeopolitik fırtınada ne kadar anlamlı kalacak? Bir ülke, bir yandan ekonomik reformlar yapmaya çalışırken, diğer yandan sınırında devasa bir savaşın ortasında kaldığında, o reformların uygulanma şansı nedir?
Haydar Sürgeç: Peki bu durumda, Türkiye'nin izlemesi gereken doğru politika nedir? Toplumsal psikolojimizi koruyarak, bu büyük yangından nasıl sıyrılabiliriz?
Murat Köprücü: Öncelikle, duygu siyasetini terk etmek zorundayız. Kırgınlık, nostalji ve narsisizm üzerine kurulu bir dış politika, bu karmaşık coğrafyada bizi ancak felakete sürükler. Gerçekçi, soğukkanlı, hesapçı bir dış politika izlemeliyiz.
Toplumsal dayanıklılığımızı güçlendirmeliyiz. İsrail'deki Arap toplumunun yaşadığı şiddet dalgasına bakın: 2025'te 252 Arap vatandaşı öldürüldü, 2026'nın ilk ayında 25 kişi daha can verdi . Bu sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda toplumsal dokunun çürümesinin göstergesi. Arap belediyeleri genel greve gidiyor, "yaşam hakkımız için" diye haykırıyorlar . Bu tablo, toplumsal dayanıklılığı zayıf olan bir ülkede, dış krizlerin iç çatışmalara nasıl dönüşebileceğini gösteriyor. Türkiye'de de benzer kırılganlıklar var. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, adaletsizlik duygusu... Bunlar, dışarıdan gelecek bir şokla birleştiğinde, toplumsal patlamalara yol açabilir.
Dezenformasyonla mücadele etmeliyiz. Yemen'deki "Suudi Arabistan Yemenlileri Aç Bırakıyor" kampanyasının analizi, bu tür kampanyaların organize bir şekilde yürütüldüğünü, Tahran ve Şiraz merkezli hesaplar tarafından yönetildiğini gösteriyor . 27 bin gönderi, 34 milyon görüntülenme... Bu, sadece iki saatte gerçekleşiyor. Benzer dezenformasyon kampanyaları, Türkiye'de de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek, iktidar-muhalefet çatışmasını körüklemek için kullanılabilir. Buna karşı hazırlıklı olmalıyız.
Ekonomik dayanıklılığımızı artırmalıyız. Türkiye'nin 2026 enerji stratejisi, yenilenebilir enerji, nükleer santraller, yerli petrol ve doğalgaz üretimi üzerine kurulu . Sakarya Gaz Sahası'nda hedef üretimi ikiye katlamak, yıllık 75 milyon metreküpe çıkarmak . Bunlar önemli hedefler. Ancak tüm bu hedefler, bölgesel istikrara bağlı. Hürmüz Boğazı kapanırsa, enerji fiyatları fırlarsa, Türkiye'nin ithalat faturası ne olur? Cari açık hedefleri ne olur? Bunları hesaba katmak zorundayız.
Haydar Sürgeç: Geleceğe dönük projeksiyonlarınızı alabilir miyiz? Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi ne bekliyor?
Murat Köprücü: Önümüzdeki dönem, Türkiye için "varoluşsal sınav" dönemi olacak. Birkaç senaryo mümkün:
Birinci senaryo: "Ateş Çemberi." İran'daki çatışma genişler, Körfez ülkeleri savaşa çekilir, mezhep savaşı bölgeye yayılır. Bu durumda Türkiye, hem sığınmacı akını, hem terör tehdidi, hem ekonomik kriz, hem de toplumsal kutuplaşma ile karşı karşıya kalır. Bu senaryoda, Türkiye'nin eli kolu bağlanır, bölgesel güç olma iddiası zayıflar.
İkinci senaryo: "Köprü Olmak." Türkiye, çatışan taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenir, diplomatik girişimlerle yangını söndürmeye çalışır. Bu senaryo, Türkiye'nin bölgesel ağırlığını artırabilir, uluslararası prestijini yükseltebilir.
Üçüncü senaryo: "İçe Kapanma." Türkiye, bölgedeki kaostan korunmak için sınırlarını kapatır, ekonomisini içe döndürür, toplumsal kontrolü artırır. Bu senaryo, kısa vadede güvenlik sağlayabilir, ancak uzun vadede ülkeyi dünyadan koparır, geri bıraktırır.
Dördüncü senaryo, en gerçekçi olanı: "Kademeli Çöküş." Bölgedeki kaosun etkileri, Türkiye'nin zaten kırılgan olan ekonomisini, toplumsal dokusunu, siyasal sistemini aşındırmaya devam eder. Her yeni kriz, ülkeyi biraz daha yıpratır. Bir süre sonra, "büyük patlama" olmadan, sindirime uğrayarak, sessiz sedasız çöküş yaşanır.
Haydar Sürgeç: Bu karanlık tabloya karşı ne yapmalıyız? Toplum olarak nasıl bir yol izlemeliyiz?
Murat Köprücü: Yapmamız gereken şey, "psikotarihsel bilinç" kazanmaktır. Yani, toplum olarak nereden geldiğimizi, hangi duygusal kırılganlıklara sahip olduğumuzu, hangi saplantılarla hareket ettiğimizi anlamak. Bu bilinçle:
Gerçekçi olmalıyız. "Türkiye her şeyi yapar" narsisizmini terk etmeli, gücümüzün sınırlarını görmeliyiz. Dünya ile rekabet edebilmek için, önce kendi içimizdeki sorunları çözmek zorunda olduğumuzun farkına varmalıyız.
Dayanışmacı olmalıyız. İsrail'deki Arap toplumunun yaşadığı şiddet dalgasına karşı Histadrut'un gösterdiği dayanışma, hepimize örnek olmalı . "Toplumsal dayanıklılığımız, dayanışma kapasitemize bağlıdır." Bu sözü aklımızdan çıkarmamalıyız.
Hazırlıklı olmalıyız. Olası sığınmacı dalgalarına, terör saldırılarına, ekonomik şoklara karşı hazırlık yapmalıyız. Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın reform programları ve Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı , bu hazırlıkların bir parçası olarak görülmeli, ancak jeopolitik risklerin büyüklüğü karşısında yetersiz kalacakları bilinmelidir.
Sorgulayıcı olmalıyız. Resmi söylemi, medya anlatılarını, sosyal medya kampanyalarını sorgulamalı, dezenformasyona karşı dirençli olmalıyız . Körfez ülkelerinde yaşananlara bakın: İran füzeleri Dubai'deki otelleri, Bahreyn'deki konutları vururken, "İran mazlumdur" söylemi ne kadar anlamlı?
Birleştirici olmalıyız. Mezhep çatışması, etnik ayrışma, ideolojik kutuplaşma... Bunlar, dış güçlerin bizi zayıflatmak için kullandığı araçlardır. Buna karşı, toplumsal birliğimizi korumalı, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeliyiz.
Sonuç olarak, önümüzdeki dönem, Türkiye için belki de Cumhuriyet tarihinin en zorlu dönemi olacak. Ortadoğu'daki yangın, sınırlarımıza dayandı. İran'ın çöküşü, bölgedeki tüm dengeleri altüst edecek. Bu yangından korunmak için, önce kendi evimizi sağlamlaştırmalıyız. Ekonomimizi güçlendirmeli, toplumsal dokumuzu onarmalı, siyasal sistemimizi iyileştirmeliyiz. Ancak o zaman, bu büyük fırtınada ayakta kalabiliriz.
Unutmayalım: Tarih, güçlü olanın değil, dayanıklı olanın yazdığı bir destandır. Türkiye, 100 yılı aşkın Cumhuriyet tarihi boyunca pek çok badire atlattı. Bu badireleri atlatmamızı sağlayan şey, millet olma bilincimiz, dayanışma duygumuz ve geleceğe olan inancımızdı. Şimdi, bu değerleri yeniden keşfetme, yeniden inşa etme zamanı.
Haydar Sürgeç: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Bu zorlu coğrafyada, aklın ve vicdanın sesi olmaya devam edin.
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim.
ORTADOĞU'DA YANGIN VAR, AMA BİZİM EVİMİZ TÜRKİYE. BU EVİ KORUMAK, HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞU.
https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/psikotarih-ve-turkiye-nin-kader-ani-236553.html