Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkan Yardımcısı Murat Köprücü ile Türkiye'ye yönelik psikolojik harp faaliyetlerinin tarihsel gelişimini, güncel yöntemlerini ve gelecek senaryolarını konuştu.
Haydar Sürgeç (Yaşam Gazetesi Sorumlusu): Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bugün, görünmeyen ama her an hissettiğimiz bir cepheyi konuşacağız: psikolojik harp. Savaşlar artık sadece cephelerde değil, zihinlerde kazanılıyor veya kaybediliyor. Türkiye, kurulduğu günden bu yana yoğun bir psikolojik harp faaliyetinin hedefi oldu. Önce tarihsel bir perspektifle başlayalım: Türkiye'de psikolojik harbin tarihi ve gelişimi nasıl bir seyir izledi? Bu topraklarda "zihinleri işgal etme" çabaları ne zaman başladı ve nasıl evrildi?
Murat Köprücü: Haydar Bey, öncelikle bu hayati ve çoğu zaman göz ardı edilen konuyu gündeme taşıdığınız için teşekkür ederim. Psikolojik harp, tanımı gereği, "propaganda ve diğer psikolojik operasyonların planlı kullanımı yoluyla karşıt grupların düşüncelerini, duygularını, tutumlarını ve davranışlarını etkilemek" olarak tanımlanıyor. Bu, bedene değil, zihne yapılan bir saldırıdır; düşmanı ateş etmeden önce yıldırmayı hedefler.
Türkiye özelinde konuşursak, psikolojik harp faaliyetlerinin kökeni Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar uzanır. Anka Enstitüsü'nün çarpıcı tespitiyle, "Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren Türk halkı üzerinde acımasız ve sinsi psikolojik harp uygulanmaktadır”. Bu, abartılı bir tespit değil, aksine emperyalizmin bu topraklardaki emellerinin devam ettiğinin bir itirafıdır. Geçmişte üniformalı askerlerle işgal edilemeyen bu millet, şimdi daha sinsi yöntemlerle hedef alınıyor.
Tarihsel gelişime baktığımızda, psikolojik harbin modern anlamda sistematik hale gelmesi Birinci Dünya Savaşı'na dayanır, ancak asıl yoğun kullanımı İkinci Dünya Savaşı'nda başlamıştır. Soğuk Savaş dönemi psikolojik harp açısından bir dönüm noktasıdır. ABD ve Sovyetler Birliği, radyo yayınlarından kültürel projelere, akademik değişim programlarından dezenformasyon kampanyalarına kadar her aracı kullanarak birbirlerinin toplumlarını etkilemeye çalışmışlardır. Öyle ki, bir KGB yetkilisi, Sovyet istihbaratının bütçesinin yaklaşık üçte ikisini "aktif tedbir" adı verilen ideolojik propaganda faaliyetlerine ayırdığını belirtmiştir.
Türkiye, bu Soğuk Savaş döneminde jeopolitik konumu nedeniyle her iki blokun da yoğun ilgi alanıydı. Ancak asıl sistematik psikolojik harp faaliyetleri, 1990'lardan itibaren, özellikle de 28 Şubat süreci gibi dönemlerde, ordunun ve yurtseverlerin hedef alındığı kumpas davalarıyla kendini gösterdi. TSK'ya ve milliyetçi kesimlere yönelik bu operasyonlar, psikolojik harbin en somut örneklerindendi.
Haydar Sürgeç: Peki bu tarihsel süreçten sonra, günümüzde diğer devletler tarafından Türkiye'ye yönelik uygulanan psikolojik harp yöntemleri nelerdir? Özellikle son dönemde sıkça duyduğumuz "algı yönetimi", "dezenformasyon" gibi kavramların psikolojik harple ilişkisi nedir?
Murat Köprücü: Çok kritik bir noktaya değindiniz. "Algı yönetimi" kavramı, aslında yaklaşık 15 yıl öncesine kadar psikolojik savaşın bir parçası olarak görülüyordu. Bugünkü anlamıyla ilk kez ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından tanımlandı: "Hedef kitlenin güdülerini, amaçlarını, duygularını etkilemek ve yönlendirmek amacıyla derlenmiş bilginin yayılması faaliyeti”. Yani algı yönetimi, psikolojik harbin sofistike, modern çağa uyarlanmış versiyonudur.
Günümüzde Türkiye'ye yönelik psikolojik harp yöntemlerini birkaç başlıkta toplayabiliriz:
Medya ve sosyal medya üzerinden yürütülen operasyonlar: Son yıllarda ortaya çıkan "Twitter Dosyaları" bu konuda çarpıcı ifşaatlar içeriyor. Bağımsız gazeteci Lee Fang'ın yayınladığı belgelere göre, Twitter, ABD Merkez Komutanlığı'nın (CENTCOM) Orta Doğu'daki psikolojik harp operasyonlarına bilerek göz yummuş, hatta bu operasyonları kolaylaştırmıştır. CENTCOM'un Twitter'a gönderdiği mesajlarla, ABD'nin Orta Doğu'daki menfaatlerine ters düşen hesapların kaldırıldığı, ABD askeri anlatılarını destekleyen hesapların ise "beyaz listeye" alınarak dokunulmazlık kazandığı ortaya çıktı. Hatta bu hesaplara mavi tik verilerek onaylı hale getirildi. Yani, özgürlük vaat eden bu platformlar, aslında ABD istihbaratının birer uzantısı gibi çalışabiliyor.
Toplumsal kutuplaşmayı körükleme: Psikolojik harbin en etkili yöntemlerinden biri, hedef ülkenin toplumsal yapısını bölmektir. Din, etnik köken, mezhep gibi hassas konular üzerinden toplumda ayrışma yaratmak, grupları birbirine düşürmek hedeflenir. Türkiye'de son yıllarda artan toplumsal kutuplaşmanın arka planında da bu tür operasyonların izlerini görmek mümkündür.
Ekonomik ve sosyal sıkıntıların manipülasyonu: Dış güçler, Türkiye'nin ekonomik zorluklarını kullanarak halkın hükümete olan tepkisini artırmaya, iç istikrarsızlık yaratmaya çalışırlar. Son dönemde sosyal medyada yayılan, gerçek dışı ekonomik veriler, abartılı karamsarlık kampanyaları bunun örnekleridir.
Kültürel ve ahlaki erozyon: Anka Enstitüsü'nün vurguladığı gibi, "toplumun bütün kesimleri sürekli olarak bu çok etkili savaşın tesiri alanındadır”. Televizyon programları, diziler, yarışmalar aracılığıyla toplumun ahlaki değerleri hedef alınmakta, magazin ve içeriksiz yayınlarla halkın gerçek gündemden uzaklaştırılması sağlanmaktadır. Özellikle gençler, bu tür yayınlardan en çok etkilenen kesimdir.
Dezenformasyon ve yalan haber: Rusya'nın 2010'lardan beri uyguladığı "bilgi ve bilişsel harp" kavramı, günümüzde birçok ülke tarafından kullanılıyor. Sahte haberler, manipüle edilmiş görüntüler, yapay zekâ destekli deepfake içeriklerle kamuoyu yanıltılıyor, gerçeklik algısı bozuluyor. Rus stratejistlere göre savaş "düşman zihninde" kazanılır; asıl amaç, karşı tarafın dünyayı Moskova'nın istediği gibi görmesini sağlamaktır.
Haydar Sürgeç: Bu yöntemlerin Türkiye'deki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Toplumsal huzurumuz bu saldırılar karşısında ne durumda?
Murat Köprücü: Durum, göründüğünden çok daha vahim. Anka Enstitüsü'nün analizine göre, "Türk halkı milli benliğine yönelik birbiri peşi sıra yöneltilen ataklarla gardını gevşetmiş ve tamamen teslim olmaya hazır hale getirilmiştir”. Bu tespiti abartılı bulabilirsiniz, ancak toplumda gözlemlediğimiz şeyler bu analizi doğrular nitelikte.
Bireysel ve toplumsal psikoloji üzerindeki yıkıcı etkiler: İnsanlarımızda umutsuzluk, stres, depresyon gibi hafif rahatsızlıklardan, kronikleşen psikolojik hastalıklara kadar ciddi sorunlar gözlenmektedir . Son yıllarda artan intihar vakaları, aile içi şiddet, boşanma oranları sadece ekonomik krizle açıklanamaz. Bunların arka planında, bilinçli olarak yürütülen psikolojik operasyonların yarattığı umutsuzluk ve çaresizlik duygusu da vardır.
Değerler erozyonu: Milletimizin birlik ve beraberliği, düzenli aile hayatı, inançları, ahlakı, moral gücü, iç dayanışması, öz değerlerine saygısı ve bağlılığı hedef alınmaktadır. Televizyonlarda yayınlanan, milletin ahlaki değerleriyle bağdaşmayan diziler, programlar, yarışmalar bu erozyonu hızlandırmaktadır.
Gençliğin kaybı: Bu saldırılardan en çok zararı gençlerimiz görmektedir . Sosyal medya bağımlılığı, yabancılaşma, milli ve manevi değerlerden kopma, kimlik bunalımı... Gençlerimiz, kendi kültür kodlarıyla hiçbir ilgisi olmayan, yapay zekâ destekli algoritmalar tarafından şekillendirilen bir dünya görüşüyle büyüyor.
Haydar Sürgeç: Geleceğe dönük projeksiyonlarınızı alabilir miyiz? Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi bu alanda neler bekliyor? Hangi yeni psikolojik harp yöntemleriyle karşılaşabiliriz?
Murat Köprücü: Gelecek, bugün olduğundan çok daha karmaşık ve tehlikeli. Birkaç senaryo üzerinden gidelim:
Yapay zekâ destekli psikolojik harp. Önümüzdeki dönemde, yapay zekâ teknolojileriyle üretilmiş deepfake videolar, kişiye özel hazırlanmış dezenformasyon kampanyaları, otomatikleştirilmiş trol ordularıyla çok daha sofistike operasyonlar göreceğiz. Bir liderin hiç söylemediği bir sözü söylemiş gibi gösteren videolar, bir olayın hiç yaşanmamış görüntüleri, toplumu saniyeler içinde ayağa kaldırabilecek. Buna karşı hazırlıklı mıyız? Değiliz.
Bilişsel harp. Rusya'nın resmi savaş doktrinine eklediği "bilişsel harp" kavramı, insanın düşünme süreçlerini hedef alıyor. Artık sadece ne düşündüğümüz değil, nasıl düşündüğümüz de manipüle edilecek. Algoritmalar, beynimizin karar verme mekanizmalarını analiz ederek, bizi istedikleri yönde karar vermeye yönlendirecek.
Uluslararası platformların silah haline getirilmesi. Twitter dosyalarında gördüğümüz gibi, sosyal medya platformları ABD istihbaratının birer uzantısı gibi çalışabiliyor. Gelecekte benzer operasyonların çok daha kapsamlısını göreceğiz. Bu platformların algoritmaları, belirli ülkelerin aleyhine içerikleri öne çıkaracak, lehine olanları gizleyecek şekilde tasarlanabilecek.
Kültürel işgalin derinleşmesi. Televizyon programları, diziler, filmler aracılığıyla toplumun ahlaki değerlerinin aşındırılması devam edecek. Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, Batı merkezli kültürel emperyalizm çok daha etkili hale gelecek. Gençlerimiz, kendi kültürlerine yabancılaşmaya devam edecek.
Seçim müdahaleleri ve siyasi manipülasyon. Sosyal medya üzerinden yürütülen operasyonlarla, seçim sonuçlarının etkilenmeye çalışılması, kamuoyu araştırmalarının manipüle edilmesi, siyasi partiler arasındaki dengelerin değiştirilmeye çalışılması gibi girişimler artarak devam edecek.
Haydar Sürgeç: Peki tüm bu tehditlere karşı Türkiye olarak nasıl tedbir alabiliriz? Toplumu bu görünmeyen savaştan nasıl koruruz?
Murat Köprücü: Tedbirler, çok katmanlı ve kapsamlı olmak zorunda. Birkaç başlıkta özetleyeyim:
Farkındalık eğitimi: Toplumun her kesimine, özellikle gençlere, psikolojik harp ve algı yönetimi konusunda kapsamlı eğitimler verilmeli. Medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme, dezenformasyonla mücadele gibi konular ilkokuldan itibaren müfredata dahil edilmeli. İnsanlarımız, hangi içeriğin gerçek, hangisinin manipüle edilmiş olduğunu ayırt edebilecek donanıma kavuşturulmalı.
Yerli ve milli dijital platformlar: Sosyal medya başta olmak üzere, dijital platformlarda dışa bağımlılığımızı azaltacak, yerli ve milli alternatifler geliştirilmeli. Bu platformlar, sadece teknik altyapı olarak değil, algoritmalarıyla, içerik politikalarıyla, veri güvenliğiyle tamamen bağımsız olmalı.
Hukuki düzenlemeler ve denetim: Sosyal medya platformlarının Türkiye'deki faaliyetleri çok sıkı denetlenmeli. ABD'nin Orta Doğu'da yürüttüğü psikolojik harp operasyonlarına aracılık eden platformların, Türkiye'de benzer faaliyetlerde bulunmasının önüne geçilmeli. Kişisel verilerin korunması, algoritmik şeffaflık, dezenformasyonla mücadele gibi konularda güçlü yasal düzenlemeler yapılmalı.
İstihbarat kapasitesinin güçlendirilmesi: Türkiye'nin psikolojik harp ve algı yönetimi konusunda erken uyarı sistemleri geliştirmesi, bu alandaki tehditleri önceden tespit edebilecek bir istihbarat kapasitesi oluşturması gerekiyor. Hangi ülke, hangi yöntemle, hangi hedef kitleye yönelik operasyon yapıyor? Bunu anlık olarak takip edebilecek bir mekanizma kurulmalı.
Toplumsal dayanıklılığın artırılması: En önemli koruma, toplumun kendi içindeki dayanıklılıktır. Aile yapımızı güçlendirmeli, milli ve manevi değerlerimizi genç nesillere aktarmalı, toplumsal dayanışmayı artırmalıyız. Psikolojik operasyonların hedefi olan kırılgan grupları (gençler, işsizler, ekonomik zorluk çekenler) tespit edip, onlara yönelik sosyal destek mekanizmaları geliştirmeliyiz.
Medya ve kültür politikalarının gözden geçirilmesi: Televizyon programları, diziler, filmler aracılığıyla yürütülen kültürel erozyona karşı , milli kültürümüzü, değerlerimizi, tarihimizi yansıtan içeriklerin üretilmesi teşvik edilmeli. Kamu yayıncılığı, bu alanda öncü rol üstlenmeli.
Uluslararası işbirliği: Psikolojik harp ve dezenformasyonla mücadelede, benzer tehditlerle karşı karşıya olan ülkelerle işbirliği yapılmalı. Bilgi paylaşımı, ortak operasyonlar, uluslararası hukuki düzenlemeler için birlikte hareket edilmeli.
Haydar Sürgeç: Peki tüm bunlar yapılırken, birey olarak bizlere ne düşüyor? Vatandaşlar bu görünmeyen savaşa karşı nasıl bir duruş sergilemeli?
Murat Köprücü: Birey olarak yapabileceğimiz çok şey var:
Sorgulayan bireyler olmak: Karşılaştığımız her bilgiyi, her haberi, her görüntüyü sorgulamalıyız. "Bu bilginin kaynağı güvenilir mi?", "Bu haber kime hizmet ediyor?", "Bu görüntü manipüle edilmiş olabilir mi?" gibi sorular sormalıyız.
Bilgi kaynaklarımızı çeşitlendirmek: Tek bir kaynaktan, tek bir mecradan beslenmemeliyiz. Farklı görüşleri, farklı perspektifleri takip etmeli, kendi yankı odamızın dışına çıkmalıyız.
Duygusal tepkilerimizi kontrol etmek: Psikolojik harp, en çok duygularımızı hedef alır . Öfke, korku, endişe, umutsuzluk... Bu duyguları uyandıran içeriklere karşı temkinli olmalı, hemen tepki vermeden önce düşünmeliyiz.
Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak: Bizi biz yapan değerleri yaşatmalı, genç nesillere aktarmalıyız. Aile bağlarımızı güçlü tutmalı, toplumsal dayanışmayı artırmalıyız.
Dijital hijyen: Sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğimizi, hangi içerikleri tükettiğimizi, kimlerle etkileşimde bulunduğumuzu sorgulamalıyız. Dijital detoks yapmalı, gerçek hayatla bağlarımızı koparmamalıyız.
Sonuç olarak, Haydar Bey, psikolojik harp, artık savaşların ayrılmaz bir parçası. Cephelerde kazanılan zaferler kadar, zihinlerde kazanılan zaferler de önemli. Türkiye, bu görünmeyen cephede de var olma mücadelesi veriyor. Bu mücadeleyi kazanmak için, devletimize, milletimize, değerlerimize sahip çıkmalı, bu sinsi saldırılara karşı uyanık olmalıyız. Unutmayalım: "Savaş, sadece mermi ve bombalarla değil, düşmanın gerçeği nasıl gördüğünü kontrol etmekle kazanılır”.
Haydar Sürgeç: Çok teşekkür ederiz Sayın Köprücü. Bu görünmeyen cephedeki savaşı anlamamıza ışık tuttunuz.
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım ki, en tehlikeli savaş, farkında olmadığımız savaştır. Uyanık olalım, birlik olalım, direnelim.
https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/gorunmeyen-cephe--turkiye-de-psikolojik-harp-tarihi---guncel-operasyonlar-ve-gelecek-tehditler--236606.html