Dijital Kolonizasyon ve Teslimiyet: Sosyal Medya Platformlarının Toplumsal Yıkımına Karşı Siyasi İktidarın Seyirlik Tesellisi

Kategori: Sultangazi - Tarih: 19 Şubat 2026 01:41
Dijital Kolonizasyon ve Teslimiyet:  Sosyal Medya Platformlarının Toplumsal Yıkımına Karşı Siyasi İktidarın Seyirlik Tesellisi

Yaşam Gazetesi Sorumlusu Haydar Sürgeç, Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkan Yardımcısı Murat Köprücü ile küresel sosyal medya platformlarının çocuklar, gençler ve yetişkinler üzerindeki yıkıcı etkilerini konuştu.

Haydar Sürgeç (Yaşam Gazetesi Sorumlusu): Sayın Köprücü, hoş geldiniz. Bugün, hepimizin cebinde taşıdığı ama aslında bizi kimin cebinde taşıdığını konuşacağız. Sosyal medya platformları... Görünürde iletişim aracı, gerçekte ise birer "stratejik savaş alanı" ve "kitle imha silahı"na dönüşmüş durumdalar. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren bir düzenlemeyi Meclis'e sunmaya hazırlanıyor . Peki bu düzenleme, devasa dijital kolonizasyon karşısında gerçek bir kurtuluş reçetesi mi, yoksa iktidarın seyirlik bir tesellisi mi? Çocuklarımızı, gençlerimizi ve yetişkinleri bekleyen asıl tehlike nedir?
 
Murat Köprücü (Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkan Yardımcısı): Teşekkürler Haydar Bey. Sorunuzun içindeki "stratejik savaş alanı" tanımı, meselenin özüne dair en doğru teşhistir. Bugün dijital platformlar, artık birer iletişim aracı olmaktan çıkmış, algıların yönlendirildiği, davranışların biçimlendirildiği, toplumsal reflekslerin hedef alındığı çok katmanlı bir savaş alanına dönüşmüştür . Biz bu platformları "sosyal medya" diye masumane bir isimle anmaya devam ederken, İspanya Başbakanı bunları "teknoloji oligarklarının algoritmaları" olarak tanımlıyor ve demokratik süreçlerin bu algoritmalar tarafından yönlendirilmesine izin vermeyeceklerini açıkça ilan ediyor .
 
Şimdi, Bakanlığın hazırladığı düzenlemeye bakalım. 15 yaş altına yasak... Peki 15 yaş üstüne ne olacak? 62,3 milyon sosyal medya kullanıcısının olduğu bir ülkede , mesele sadece "yaş sınırı" meselesi midir? Biz 16 yaşında bir gencin, algoritmalar tarafından manipüle edilmesine, dijital bağımlılığa mahkum edilmesine, dünya görüşünün Silicon Valley'deki birkaç mühendisin kodlarıyla şekillendirilmesine neden "evet" diyoruz? Bu düzenleme, aslında iktidarın "bir şey yapıyoruz" algısı yaratmak için sahneye koyduğu bir tiyatrodan ibarettir. Perde arkasında ise devasa bir dijital kolonizasyon sürüyor ve bu kolonizasyonun baş aktörlerine hiçbir ciddi yaptırım uygulanmıyor.
 
Haydar Sürgeç: Yani mevcut düzenleme girişimini yetersiz buluyorsunuz. Peki çocuklar ve gençler özelinde sosyal medyanın zararlarını nasıl tanımlıyorsunuz? Yeni araştırmalar sosyal medyanın "sanıldığı kadar zararlı olmadığını" bile söylüyor . Bu araştırmaları nasıl okumalıyız?
 
Murat Köprücü: İşte bu nokta, meselenin en sinsi yanıdır. Manchester Üniversitesi'nin araştırması, "sosyal medyada zaman geçirmenin tek başına ruh sağlığı sorunlarına yol açmadığını" söylüyor . Bu teknik olarak doğru olabilir. Ama asıl soru şu: Sosyal medyada ne yapılıyor? Araştırmanın da vurguladığı gibi, "aktif kullanım" ile "pasif kullanım" arasında fark var. Ancak bu ince akademik ayrım, çocuklarımızın maruz kaldığı yıkımı göz ardı etmemize neden olmamalı.
 
Biz, şu gerçeklerle yüzleşmek zorundayız:
 
Birincisi, nörolojik işgal: Sosyal medya platformları, dopamin salgılatma üzerine kurulu bağımlılık makineleridir. Her "bildirim", her "beğeni", beynimizin ödül merkezini uyarır. Çocuklar ve gençler, bu mekanizmaya karşı en savunmasız gruplardır. Beyinleri henüz dürtü kontrolü ve uzun vadeli düşünme becerilerini tam geliştirmemişken, sürekli uyarılan bir bağımlılık döngüsüne hapsolurlar. Bakan Göktaş'ın da doğru bir tespitle söylediği gibi, insanlar artık 8 saniyeden fazla odaklanamıyor . Bu, bir neslin dikkat becerisinin sistematik olarak katledilmesidir.
 
İkincisi, mahremiyetin yağmalanması: Dijital Ortamda Çocuk ve Gençlerin Korunması Hakkında Kanun Teklifi, platformlara yaş doğrulama ve biyometrik veri kullanımı gibi yükümlülükler getiriyor . Bu iyi niyetli görünebilir. Ancak ironi şudur: Aynı platformlar, çocuklarımızın her tıklamasını, her beğenisini, her arama geçmişini, her duygusal tepkisini kaydedip, bunları ticari meta haline getirirken, biz hâlâ "yaş doğrulama" tartışıyoruz. Bu, yangını söndürmek için bir bardak su taşımaya benzer.
 
Üçüncüsü, değerler erozyonu: AA analizinde çok doğru bir tespit var: Dijital platformlar, neoliberal kapitalizmin hedonist yaşam anlayışını, yani bireysel haz ve zevki merkeze alan, normları esneten, toplumsal kısıtları asgariye indiren bir değerler sistemini küresel ölçekte dayatıyor . Bu dayatma karşısında, bizim aile yapımız, mahremiyet anlayışımız, dini ve milli değerlerimiz aşındırılıyor. Çocuklarımız, kendi kültür kodlarıyla hiçbir ilgisi olmayan, yapay zeka destekli algoritmalar tarafından şekillendirilen bir dünya görüşüyle büyüyor.
 
Haydar Sürgeç: Peki yetişkinler? "Onlar büyük, istediğini yapar" diyemeyiz herhalde. Sosyal medyanın yetişkinler üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Murat Köprücü: Yetişkinler, en az çocuklar kadar tehlikede. Hatta belki daha da tehlikede, çünkü kendilerini "korumalı" sanıyorlar. We Are Social 2026 raporuna göre, Türkiye'de haftalık internet kullanımı 41 saat 37 dakika . Bu, neredeyse tam zamanlı bir iş! Peki bu sürede ne yapıyoruz?
 
Birincisi, algı yönetimine maruz kalıyoruz: Sosyal medya, artık savaşların ilk cephesidir. İsrail-Filistin, Rusya-Ukrayna, her çatışma önce dijital platformlarda başlıyor. Algılar yönlendiriliyor, bilinçler etkileniyor, psikolojiler hedef alınıyor . Yetişkin birey olarak biz, bu enformasyon savaşının içinde, hangi haberin gerçek, hangisinin dezenformasyon olduğunu ayırt edemez hale geliyoruz.
 
İkincisi, kutuplaşma makinesine dönüşüyoruz: Algoritmalar, bizi en çok öfkelendiren, en çok tepki verdiğimiz içerikleri önümüze sürerek, toplumsal kutuplaşmayı besliyor. Farklı görüşlerle karşılaşma imkanımız azalıyor, kendi yankı odalarımıza hapsoluyoruz . Bu, demokratik müzakere kültürünü öldüren, toplumu birbirine düşman kamplara bölen sistematik bir operasyondur.
 
Üçüncüsü, dikkat ekonomisinin kölesi oluyoruz: Üretici, yaratıcı, düşünen bireyler olmaktan çıkıp, sürekli tüketen, kaydıran, beğenen pasif alıcılar haline geliyoruz. Bir konuya 8 saniyeden fazla odaklanamayan insanlar, nasıl kitap okuyabilir, nasıl derin düşünebilir, nasıl anlamlı ilişkiler kurabilir?
 
Haydar Sürgeç: Bu karanlık tablo karşısında, dünyada ne gibi önlemler alınıyor? Avustralya'nın 16 yaş altına yasak getirdiğini, İngiltere'nin Online Safety Act ile platformlara sorumluluk yüklediğini biliyoruz . Türkiye bu küresel trendin neresinde?
 
Murat Köprücü: Dünyada iki ana eğilim var. Birincisi, yasaklayıcı/önleyici model: Avustralya 16 yaş altına yasak getirdi, platformlara 49,5 milyon Avustralya Doları'na kadar ceza kesme yetkisi tanıdı . İngiltere, küresel gelirin %10'u oranında ceza öngörüyor . İkincisi, düzenleyici/sorumluluk yükleyici model: AB'nin Dijital Hizmetler Yasası, platformlara çocukları koruma yükümlülüğü getiriyor.
 
Peki Türkiye ne yapıyor? 1 milyon TL ile 5 milyon TL arasında idari para cezası öngörülüyor . Bu rakamlar, bu platformların küresel cirolarının yanında devede kulak kalır. Meta'nın, Google'ın, TikTok'un kasasından çıkacak 5 milyon TL, onlar için bir kahve parasıdır. Caydırıcılık sıfır.
 
Dahası, yapılan düzenleme, platformları "denetlemek" yerine, onlarla "işbirliği" yapmayı öngörüyor. Oysa bu platformlar, bizim çocuklarımızın verilerini toplayarak, onları ticari metaya dönüştürerek zenginleşiyor. Onlarla işbirliği yapmak, tilkiye kümese bekçilik yaptırmaktır.
 
Haydar Sürgeç: O halde sizce yapılması gereken nedir? Toplumu ve özellikle çocukları bu dijital işgalden nasıl koruyabiliriz?
 
Murat Köprücü: Çözüm, üç ayaklı olmak zorundadır: Radikal yasal düzenleme, eğitim seferberliği ve toplumsal bilinç dönüşümü.
 
Birincisi, radikal yasal düzenleme: Yaş sınırı 15 değil, 18 olmalıdır. 18 yaş altındaki her birey, reşit olmayan çocuk statüsünde değerlendirilmeli ve sosyal medya platformlarına erişimi, ebeveyn izniyle bile olsa, tamamen yasaklanmalıdır. Platformlara getirilecek cezalar, küresel cirolarının en az %5'i oranında olmalı, böylece caydırıcılık sağlanmalıdır. Ayrıca, platformların Türkiye'de tüzel kişilik kurması ve Türk mahkemelerine tam yetki vermesi zorunlu hale getirilmelidir.
 
İkincisi, eğitim seferberliği: İlkokuldan itibaren, "dijital okuryazarlık" zorunlu ders olmalıdır. Çocuklara, algoritmaların nasıl çalıştığı, kişisel verilerin nasıl sömürüldüğü, dezenformasyonun nasıl tespit edileceği öğretilmelidir. Teknolojiyi tüketen değil, üreten nesiller yetiştirmeliyiz.
 
Üçüncüsü, toplumsal bilinç dönüşümü: Aileler, çocuklarının ellerine telefon vermeden önce, kendi sosyal medya alışkanlıklarını sorgulamalıdır. Evde "ekransız saatler" uygulaması başlatılmalı, aile içi iletişim güçlendirilmelidir. Mahallelerde, köylerde, apartmanlarda dijital bağımlılıkla mücadele dernekleri kurulmalı, toplumsal baskı mekanizmaları oluşturulmalıdır.
 
Dördüncüsü, yerli ve milli alternatifler: Bu platformlara alternatif olarak, çocuklarımızın ve gençlerimizin kendi kültürel kodlarıyla uyumlu, mahremiyeti esas alan, ticari kaygılarla değil, kamusal yararla hareket eden yerli dijital platformlar geliştirilmelidir. Bunun için devlet teşvikleri, üniversite-sanayi işbirlikleri, AR-GE merkezleri kurulmalıdır.
 
Haydar Sürgeç: Son olarak, bu düzenlemelerin ifade özgürlüğü gibi temel haklarla çeliştiği yönünde eleştiriler var. Ne dersiniz?
 
Murat Köprücü: Bu, dijital kolonizatörlerin en sevdiği argümandır. "İfade özgürlüğü" kılıfıyla, çocuk istismarını, nefret söylemini, dezenformasyonu, bağımlılığı meşrulaştırmaya çalışırlar. Oysa ifade özgürlüğü, bir çocuğun mahremiyetini ihlal etme, onu bağımlı hale getirme, beynini ele geçirme özgürlüğü değildir.
 
Unutmayalım: Dijital platformların çocuklarımız üzerindeki tahakkümü, sömürgecilik tarihinin en sinsi ve en yıkıcı biçimidir. Eskiden toprak işgal edilirdi, şimdi beyinler işgal ediliyor. Eskiden fiziki kaynaklar sömürülürdü, şimdi dikkat, merak, hayal gücü gibi insana özgü en değerli kaynaklar sömürülüyor.
 
Bu sömürü düzenine karşı, "ama ifade özgürlüğü" diyerek sessiz kalmak, suç ortaklığıdır. İfade özgürlüğü, ancak özgür bireylerin olduğu yerde anlamlıdır. Oysa algoritmalar tarafından yönlendirilen, bağımlı hale getirilmiş, düşünme yetisi köreltilmiş bireylerin "özgür" olduğunu söyleyemeyiz.
 
Sonuç olarak, önümüzdeki tablo şudur: Bir tarafta, çocuklarımızın beynini ele geçirmek için milyar dolarlık yatırım yapan, dünyanın en zeki mühendislerini istihdam eden, psikoloji ve nörobilimin tüm imkanlarını kullanan küresel teknoloji devleri var. Diğer tarafta ise, 5 milyon TL ceza kesip, "bir şey yaptık" diyerek seyirlik teselliler üreten bir siyasi iktidar var.
 
Bu eşitsiz savaşta, çocuklarımızı korumak istiyorsak, radikal, cesur ve kararlı adımlar atmak zorundayız. Aksi takdirde, yakın gelecekte, kendi çocuklarımızın gözlerinin içine bakamaz, "biz sizi koruyamadık" demek zorunda kalırız.
 
Haydar Sürgeç: Çok sert, ama bir o kadar da haklı bir analiz oldu. Umarız bu ses, duymak isteyenlere ulaşır. Teşekkür ederiz Sayın Köprücü.
 
Murat Köprücü: Ben teşekkür ederim. Unutmayalım: Çocuklarımızı korumak, sadece devletin değil, hepimizin görevidir. Her ebeveyn, her öğretmen, her vicdan sahibi birey, bu dijital işgale karşı direnmek zorundadır.
 

https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/dijital-kolonizasyon-ve-teslimiyet---sosyal-medya-platformlarinin-toplumsal-yikimina-karsi-siyasi-iktidarin-seyirlik-tesellisi-216517.html