Bir Omuzda Buluşan Canlar: Alevilikte Kılle (Niyaz) Kesmek ve Eşitliğin Dili

Kategori: Genel - Tarih: 21 Ekim 2026 22:15
Bir Omuzda Buluşan Canlar: Alevilikte Kılle (Niyaz) Kesmek ve Eşitliğin Dili

“Yüküne ortağım can… Acına ortak, derdine yoldaş, yoluna yoldaş olmaya geldim. Seninle aynı hizada, aynı hakikatin önünde durmaya…”

Bazı selamlaşmalar vardır ki sözcüklere ihtiyaç duymaz. Bir bakış, bir dokunuş, iki omzun birbirine yaklaşması; insanın insana duyduğu saygıyı, sevgiyi ve bağlılığı anlatmaya yeter. Çünkü kimi geleneklerde selam, yalnızca bir karşılaşma değil, aynı zamanda bir gönül bağı, rızalık arayışı ve eşitlik sözüdür.
 
Alevilikte, özellikle Dersim, Varto, Malatya, Erzincan ve Bingöl yörelerinde bilinen Kılle (Niyaz) kesmek, yani omuzdan öpüşmek, bu kadim anlayışın anlamlı ifadelerinden biridir. Yörelere göre farklı biçimlerde yaşatılan bu gelenek, iki canın birbirini eşit görmesini, birbirine saygı duymasını ve gönül bağı kurmasını simgeleyen bir selamlaşma olarak anlam kazanır.
 
Kılle kesmek: İki omuz, bir hakikat

Omuzdan öpmek, yalnızca bedensel bir hareket değildir. Anlamını, taşıdığı manevi ve ahlaki değerlerden alır. İki canın birbirine niyaz olması; kibri bir yana bırakmak, karşısındakinin varlığını ve onurunu kabul etmek, insanı insandan üstün görmeyen bir anlayışta buluşmaktır.
 
Bu selamlaşmada makamın, zenginliğin, soyun ya da toplumsal gücün üstünlüğü değil; insan olmanın ortak değeri öne çıkar. İki can, birbirine aynı hizada yaklaşır. Biri diğerinin üstünde, öteki berikinin altında değildir. Her ikisi de aynı hakikatin arayışında, aynı insanlık paydasında buluşur.
 
Kılle kesmenin özünde şu anlam saklıdır:
 
Ben senden üstün değilim, sen de benden aşağı değilsin. Senin acına kayıtsız kalmayacağım. Haksızlığa uğradığında yanında duracağım. Yükün ağırlaştığında sana omuz vereceğim. Çünkü seni kendimden ayrı değil, bir can bilirim.
 
İşte omuzdan öpüşmeyi anlamlı kılan, bu sessiz ahittir.
 
Niyaz, insana duyulan saygının ifadesidir
Alevi inanç ve irfanında canın değeri, rızalık, paylaşma ve incitmeme anlayışı önemli bir yer tutar. İnsana niyaz olmak, bu çerçevede, karşısındaki canın değerini tanımak ve kendi benliğini onun üzerinde yükseltmekten vazgeçmek olarak yorumlanabilir.
 
Burada asıl mesele, bir ritüeli yerine getirmekten çok, o ritüelin gerektirdiği ahlakı yaşamaktır. Bir cana niyaz edip ardından onun hakkını gözetmemek, omuzdan öpüp sonra ona sırt çevirmek, geleneğin biçimini korurken özünü eksik bırakmaktır.
 
Çünkü niyazın gerçek karşılığı, insanın onurunu korumak; rızalığın karşılığı, hakkı gözetmek; sevginin karşılığı ise incitmemektir.
 
Omuz vermek, yükü paylaşmaktır

Omuz, dilimizde dayanışmanın ve sorumluluğun simgesidir. Birine omuz vermek, yalnızca yanında görünmek değil, zor zamanında onunla birlikte durmaktır.
 
Kılle kesmekteki omuzların buluşması da bu anlamla birlikte düşünüldüğünde daha derin bir değer kazanır. İnsan, karşısındakine yalnızca selam vermiş olmaz; onun varlığını, acısını ve insanlık onurunu tanımaya yönelir.
 
“Yüküne ortağım can” demek, başkasının hayatını onun yerine yaşamak değil; yükünü görmezden gelmemek, acısına sırt çevirmemek ve haksızlık karşısında sessiz kalmamaktır.
 
Ancak dayanışma, sözle tamamlanmaz. Bir insanın omzundan öpmek kolaydır; zor olan, onun hakkını kendi hakkın kadar savunmaktır. Niyaz olmak kolaydır; zor olan, o niyazın gerektirdiği saygıyı gündelik yaşamda sürdürmektir.
 
Geleneğin özü, yaşamın içinde saklıdır

Dersim’den Varto’ya, Malatya’dan Erzincan’a ve Bingöl’e uzanan kültürel hafızamızda yaşatılan bu tür gelenekler, yalnızca geçmişten kalan uygulamalar değildir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir anlayışı, bir gönül dilini ve insan ilişkilerine yön veren değerleri de taşırlar.
 
Bu mirası korumak, Kılle kesmeyi yalnızca hatırlamakla değil, onun çağrısını yaşamla buluşturmakla mümkündür. İnsanları kimliğine, inancına, diline, düşüncesine ya da toplumsal konumuna göre ayırmamak; güçsüzün yanında durmak; rızalığı gözetmek ve hiçbir canı hor görmemek…
 
Çünkü eşitlik, yalnızca bir selamlaşmanın içinde değil, hayatın her alanında kendini göstermelidir. Omuzlarımız birbirine değdiği hâlde gönüllerimiz birbirinden uzaksa, geleneğin özüne henüz ulaşamamışız demektir.
 
Kılle kesmek, omuzdan öpmek ve niyaz olmak; anlamını, insanı insana eşitleyen bir saygı ve dayanışma anlayışında bulur. Bu geleneğin bize bıraktığı en değerli miras da budur: İnsanı üstünlük kuracağımız biri olarak değil, onurunu koruyacağımız bir can olarak görmek.
 
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Birbirimize gerçekten omuz veriyor muyuz, yoksa yalnızca omuz omuza duruyormuş gibi mi yapıyoruz?
 
Yanıt, verdiğimiz selamda değil; yaşattığımız hayatta saklıdır.
 
Unutmayalım: İnsan, insanın yükü değil, yoldaşı olmalıdır. Eşitlik, birinin diğerine boyun eğmesinde değil, iki canın birbirini onuruyla kabul etmesindedir.
 
Ve bazen iki omzun birbirine dokunması, uzun cümlelerin anlatamadığını anlatır:
 
Can cana, gönül gönüle…
 
Ben senin üstünde değilim, sen de benim altımda değilsin.
 
Yolun zorluğunda yoldaşın, yükün ağırlığında ortağın olmaya geldim.
 
Yüküne ortağım can… Omuz omuza, eşitçe, rızalıkla.
 
Turan Güner
Şah Hatayı Cemevi Başkanı
 

https://www.yasamgazetesi.net/haberprint/bir-omuzda-bulusan-canlar--alevilikte-kille--niyaz--kesmek-ve-esitligin-dili-327210.html